Aşağıdaki görsellerde şu an ABD Metropolitan müzesinde sergilenen Osmanlı İmparatorluğu’na ait çok iyi korunmuş “Kişi ve At Tolgalarını” görüyorsunuz. Bunların üzerlerinde Kayı boyu tamgası açıkça görünüyor. Üzerinde buna benzer bir çok Kayı boyu tamgası yer alan orduya ait, kalkan, zırh ve kılıçlar da bulunmaktadır.

Kayı boyu tamgasının orduda kullanılıyor olması, Osmanlının kurucusu olan Osman (Odman – Ataman) Beğin geldiği boy olması nedeni ile çok doğaldır. Kayı boyu hem ordusunun hem de demircilerinin kök boyunu oluşturuyor olmasıda buna etkendir. Kayı boyunun bu tamgası, dönem dönem bulunduğu değerli askeri giyim ve silahlarda Osmanlıya ait olduğunu gösteren bir damgalama olarak kullanılmıştı. Ganimet olarak alınan ve kullanılan bazı giyim ve silahları da bu şekilde damgalama yoluyla kullanıma sokuyorlardı. “Osmanlı ordusuna aittir” anlamında damgalıyorlardı. Özellikle köken boyunda oldukça önem veren Sultan II Murad, bu tamgayı hem sikkelere hem de pusatlara sıklıkla bastırıyordu.

Kayı boyu tamgasının kökenini, hem Türk abecesi sözcüğü olarak hemde ongun olarak açıklamalarını daha sonraki bir yazımda belirteceğim.

Tarih araştırmacısı olduğunu söyleyen ancak düşsel ve hikaye yazımlarından ileriye gidemeyen, dini değerleri kişileri inandırma adına sıkça çıkarına kullanarak tarih üzerine sömürü yapan “Oktan Keleş”, bu tamgayı bir hikayesinde kullanmıştı. Hikaye özetle şöyle :

Topkapı sarayında fotoğrafını çektikleri bir kılıç üzerinde Kayı boyu tamgasını bulmuştur. (Fotoğraf kılıcın yanından çekildiği halde nedense çok buğulu bir görüntüdür). Konunun başından sonuna kadar uzun ve uyduruk bir hikaye yazıp, “Allah için bu sırrı açıkladığını” belirttikten ve konunun boğulduğu yerlere de “bir Allah sırrı” (Allah bilir) diye yazarak işin sonuna geldiğini sanmıştır, bu tamga güya Mekke’de bir Türk demirci eliyle dövülmüştür. Demirciden Hz. Osman’a, ondan Osman Bin Talha’ya ve ondan Osman Gazi’ye geçmiştir… Topkapıya kadar ulaşmıştır ki “bu kısmı şimdilik açmayacağız…” diyerek bir giz katmadan duramamıştır. Çin’de yer alan Türk piramitlerine sözde giderek girdiğinde, Çinli rehber ile birlikte buna benzer Holivud artistik çıkışlı konuşmalar sıraladığını okuyan herkes hatırlıyor olmalı. (Meraklısına yazısının tamamı : http://www.onaltiyildiz.com/artikel.php?artikel_id=32)

Sonuç şudur ki yazının başında belirttiğim üzere, bu tamga, “Osmanlı ordusuna ait” anlamında ve İmparatorluk Hanedanlığının boyu olması gerekçesi ile değerli pusatlara yapım aşamasında yada daha sonra vurulan bir tamgadır. Değerli ganimetlere de vurulmaktadır. Tüm bunlar Mekke’de mi dövülmüştür? Oktan Keleş, bu tamgayı bir kılıç üzerinde ilk kez görüp heyecanlandığı için duramamış, hiç bir belge, bulgu, kanıt sunmadan yazdıkça yazmıştır…

Oktan Keleş’in ilk kez yaptığı bir şey değil. Daha önce fotoşop uyguladığı ve yine “sırlı sırlı” diyerek yayınladığı “Anka Projesi”nin görseli ve  Çin’de yer alan Türk piramitlerine sözde giderek girdiği hikayesi ile tarihe ilgi duyan kişilerin gönüllerini okşayarak bu ilgileri sömürmüştür. Osmanlı’nın sözde robotu “Alamet”‘i gerçekmiş gibi aylarca okuyanlara sunduktan sonra “filminin çekilmesi” gündeme gelince “bu bir hikayedir ve senaryo benimdir” diye diyerek filmi çekmek isteyenlere dava açmıştır. “Zülkarneyn”’i “Oğuz Kağan” ve onuda her nasıl oluyorsa “Bilge Kağan” yaptığı hikaye de bunlardan ayrı değildir. Dini sözcükleri oldukça çok kullanması ve bolca “sır, giz” sözcükleri ile fotoşoplanmış görseller, uyduruk özel tasarlanmış yerlerde fotoğraf çekimleri ile belgesiz, bulgusuz, kaynaksız, hikayeden öte gitmeyen yazılar yazmaktadır.

Umalım bu işe bir son verir ve özellikle Türk tarihine ilgi duyan kişilerin bu ilgilerini sömürüp, onları aldatıp ve yalana başvurup daha çok kandırmaya çalışmaz. İzlediği bu yol sömürü ve uydurukçuluk ile Türk tarihinin önüne taş koyar ve doğru yönde ilerlemesini engeller.

– Kürşad BAYTOK
Bu eserlerimizin tamamı şu an ABD Metropolitan müzesinde sergilenmekte.

15-16 yy. dan kalma Oğuz Kayı boyu tamgalı At Başı zırhları. Bunlar içinde Bakır üzeri Altın yaldızlı olan ve deri kaplama parçaları üzerinden tam olarak ayrılmamış çelik olanlar ilgi çekici. Yabancı kaynaklarda bu eserler üzerlerinde yer alan Osmanlıca ile yazılmış Türkçe’ye ve Türk boy tamgasına bakılmaksızın Fars kökenli olarak sunulmakta.

hasan paşa tolga2

Üzerinde Oğuz Kayı Boyu tamgası olan ve altında Osmanlıca “Vezir Hasan Paşa (Hicri) 977” (1588-1589) yazan bir Tolga. Bu ad ve süreç Hadım Hasan Paşa ile uyumludur ve İstanbul Muhafızı döneminde onun Tolgası olması olasıdır. Tamga ile yazı aynı sürece mi aittir, Hasan Paşa gerçekten Arnavut kökenli bir devşirme mi yoksa Türk kökenli midir bu tam açık değil..

Kısaca Hadım Hasan Paşa :

Aslının ne olduğu tartışmalıdır. Bazı kaynaklar Arnavut olduğunu bildirirler. Devşirme olarak İstanbul’a saraya getirildi. Enderun’da eğitim görüp, hadım bir ak-ağa olarak görev yaptı. Sonrasında haznedarbaşılığa kadar yükselebildi.

Saraydan çıkış yapması 1580’de Mısır valiliği görevine atanması ile oldu. Ancak Mısır’daki görevi süresince, hakkında İstanbul’a çok şikayet yapıldı. Bu görevde 1 yıl bulunduktan sonra valilikten azledilip, İstanbul’da geri çağrılıp hapse konuldu.

Fakat Valide Sultan’a gönderdiği hediyeler ve paralar nihayetiyle affedildi ve hapisten çıkarıltıldı.  Önce 1583’de Şirvan Beylerbeyi sonra da Revan Beylerbeyi görevleri verildi. Sultan III. Mehmed’in de katıldığı Eğri Seferi sırasında İstanbul’da bulunmakta idi ve “İstanbul Muhafızı” ve “Sedaret Kaymakamı” görevini yaptı.

Uzunçarsılı, İsmail Hakkı, (1954) Osmanlı Tarihi III. Cilt, 2. Kısım , XVI. Yüzyıl Ortalarından XVII. Yüzyıl Sonuna kadar), Ankara: Türk Tarih Kurumu (Altıncı Baskı 2011 ISBN:978-975-16-0010) say.357

hasan paşa tolga

– Kürşad BAYTOK

Reklamlar