Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

2011 Yılının Temmuz ayında İtalyan piramit araştırmacısı Vincenzo Di Gregorio tarafından Bosna piramitlerine ait Ravne tünel sisteminde bir toprakaltı radarı ile araştırma yapıldı ve toprakaltında mezar olduğu düşünülen oldukça değişik bir yapı tespit edildi. Bu araştırmanın sonuçları genelağ ortamında

scribd.com/doc/69344219/GPR-Survey-Report-Ravne-Tunnels-Bosnia-and-Herzegovina

yerliğinde bir rapor halinde yayınlandı. Bu not, o raporun çevirisidir.

Çeviri : Gürol BIÇAKÇI

RAVNE TÜNELLERİNDE TAR TARAMALARININ ANALİZ SONUÇLARI

Bosna’nın Visoko kentinde bulunan Ravne tünel labirentindeki araştırmalar, 22 Temmuz 2011’de IDS SpA’nın toprak altı radar (TAR) cihazı “Detector DUO” ile gerçekleştirildi.

Bu özel TAR cihazı, birisi alıcı olarak hareket eden iki adet sinyal yayıcı antenden oluşmaktadır. Antenler iki farklı frekansta (200 MHz ve 600 MHz) çalışmakta, hem derin hem de sığ hedefler için ayrıntılı, üstün çözünürlüklü ve yorumlaması kolay gerçel zaman sonuçları sağlamaktadır.

Şekil 1 ve 2 : “Detect DUO” TAR cihazı, veri toplama aşamasındaki bir sinyalin bilgisayar ekranında görüntülenebilmesi sayesinde diğer modellerden farklıdır.

Tünel içindeki toprak ve taşların kazılarak çıkarılmasından sonra bu TAR cihazıyla Ravne tünel labirentini taradık. Doğal jeolojik alt katmanlardan belirgin bir şekilde farklılaşan yapay bir kaynağa ait ayrı ayrı anormallikleri belirleyebildik. Ravne tünel labirentinin zemininin altı, yaklaşık olarak 45 derecelik paralel tabakalar halinde kat kat hale gelmiş doğal kayadan oluşmuştur.

Ravne tünel labirentinde saptanan ilk yapay anormallik, toprağın eğimine paralel olarak eğimin 50 ila 80 santimetre altındaki derinliğe yerleştirilmiş bir çifte katman içermektedir. Ancak bu anormalliğin özel doğası, kazı yapılmadan saptanacak durumda değildir.

Şekil 3 : Yapay seviyeyi ve doğal olarak katmanlaşmış kayayı sinyaller halinde derinlik olarak gösteren bilgisayar ekranı.

En önemli toprakaltı anormalliği, ana girişten ölçüldüğünde, ana tünel bölümünün kavis yapan yolu üzerinde yaklaşık 150. metredeki bir kesitin içinde belirlendi.

Anormallik, binlerce yıl boyunca çok ıslak bir ortamda yaşayabilmiş bir malzeme içeren çift “X” görünümlü (biri diğerinin üzerindedir) bir yapıdır.

Tamamlayıcı TAR taramaları çok sayıda başka elemanlar saptadı :

1) Yapay bir doğaya sahip üç farklı hattın ayrımsanması belirgin bir şekilde yapıldı. İlk hattın seviyesi, zemin yüzeyinin 30 santimetre altındaki bir derinliktedir. Bu üç seviyeli anormallik, büyük ihtimalle daha yakın zamanlarda yapılmış bir drenaj inşası ile ilgilidir.

2) Daha başka iki adet zemin altı seviyesi keşfedilmiştir : ilki 1.5 metre derinliktedir, ikincisi ise  3.0 metre derinlikte, çift X biçimli anormalliğin yanındadır. Taranan kesitin genişliğinin 20 metreyi aşması nedeniyle, bu seviyelerin tüm anormal yapı ile çağdaş olan bir zamanda inşa edilmiş olmaları olasıdır.

Bu iki toprakaltı seviyesi için ileri sürülebilecek mantıklı bir varsayım, antik bir su drenaj sistemi olabilecekleridir; bu varsayım, yatay yapıyı çevreleyen ve suyla ıslanmış gevşek bir toprak katmanının varlığı ile desteklenmektedir (aşağıdaki Şekil 4’te elmas biçimli paralelkenarın etrafında bulanık çizgi ile gösterilmektedir).

Bu katman, en az 1 metre kalınlığında ve her iki tarafta dağılmış olan kalın bir kil tabakası olabilir. Kil, oldukça geçirgen kırınımlı kayalarda ve hatta suyla ıslanmış olanlarda bile iyi bir su yalıtımı sağlar.

3) Tamamlayıcı TAR taramalarında görülen bir başka ilginç özellik, yapının her iki tarafında enlemesine döşenmiş olan ve birbirlerinden yaklaşık 25 santimetre aşağıda ya da yukarıda yer alan 12 adet “çubuk” bulunmasıdır (“çubuklar” kırmızı noktalarla gösterilmiştir). Bu “çubuklar”, yapıda mevcut olan tek çubuk gurubu olmayabilir; ama basitçe zaman içersinde çürümeye karşı en çok direnmiş olanlardan olabilir.

Şekil 4

Aynı tünel kesitinin diğer tarafında yapılan bir TAR taraması, 1.5 ve 3.0 metrelik derinliklerde konumlanmış iki seviye hakkında oldukça benzer sonuçlar verdi. Bu iki elemanın toplam uzunluğu (yani her iki taramadan elde edilen uzunlukların toplamı), 40 metreyi aşan bir uzunluk vermektedir; fakat bu elemanların esas toplu uzunluğu daha büyük bile olabilir.

Bu tarama, yapı üzerinde yapılan diğer tüm taramaların gösterdiği şeyi doğrulamaktadır : yapının etrafında bir tür “koruyucu sarmalama”  sağlayan 1.5 metre kalınlığında bir kil katmanı.

TAR taramaları, bilinmeyen bir malzemeden yapılmış ve yaklaşık 15 – 20 cm uzaklıklarda adımlı olarak yerleştirilmiş yoğun bir yatay ve dikey “çubuklar” sisteminden oluşan bir ‘kafesin’ iki tarafını göstermektedir (dikey ‘çubuklar’, TAR dalgalarınca düzgün yakalanamadı; ama yatay olarak yerleştirilenler açıkça farkedilebilmektedir). Bu ‘kafes’ 1.5 metrelik bir genişliğe sahiptir ve TAR görüntüleri tarafından gösterilen bulanık katmanın vurguladığı üzere, koruyucu bir kil tabakası ile sınırlanmış gibi görünmektedir.

Şekil 5 : kilin toprak dolgu seti için kullanılan elemanlar

1.5 ve 3.0 metrelik derinliklerde saptanan iki yatay hatta geri dönelim.

Bu hatlar, TAR cihazını yapının merkezinin üzerinde yerleştirerek yapılan tüm taramalarda çok iyi bir görüntüyle ortaya çıkmaktadır.

Bunlar iki anten ile yapılan her iki taramada parlak nokta olarak çıkmıştır; toprağa daha az nüfuz eden anten, daha kaliteli ayrıntılar vermekte ve daha ayrıntılı bilgiyi ise iki hattan yalnızca ilki hakkında sağlamaktadır.

Daha derin (1.5 metre derinlikte yerleştirilmiş olan) ikinci hattın daha iyi bir görüntüsünü oluşturmak amacıyla, TAR cihazına hattı yapay renklerle parlatacak özel bir filtre taktık.

Bu hat, önceden bahsedilen hemen hemen 45 derecelik sabit bir eğime sahip jeolojik katmanla kesişmektedir. Bir olasılık, 45 derece eğimli katmanın yapay olabileceğidir (yani inşa edilmiştir); ancak bu durum yalnızca kazı yapılarak doğrulanabilir.

Şekil 6 : Yapının ucuna işaret eden ve hafif de olsa görülebilen paralelkenar şekle dikkat ediniz.

Yapıyı çevreleyen 1.5 metre kalınlığındaki kil katmanı, halen her iki taraftan açıkça farkedilebilmektedir; ancak iki yatay hat artık görülebilir durumda değildir. Bu nedenle bir “yol döşemesi” ya da 1.0 ila 1.5 metre arasındaki bir tabaka türünün varlığı ihtimal dışı bırakılabilir.

En mantıklı açıklama ise, bir kanal, bir boru ya da bunlara benzer bir niteliğin var olmasıdır. “Kanal/boru” başlangıcı ve bitimi, yaklaşık 10 ila 15 santimetre arasında bir çapa sahip çift hat olarak ilk taramada görülmektedir.

Şekil 7 : İki kanal, yapı ile kusursuz bir şekilde aynı hizada bulunmakta ve yapıyla farklı seviyelerde kesişmektedir.

Biz, tüm yapıyı sarmalamış kil tabakası içinden hareket eden bu iki kanalın görevinin, suyu uzaklaştırmak ve 1.5 ve 3.0 metrelik derinliklerdeki yapının içersinde yatan nesneleri koruyacak bir drenaj sistemi biçiminde hareket etmek olduğu varsayımında bulunduk.

Bu varsayımı daha da fazla destekleyen bir kanıt, 40 metrelik uzunluktaki tüm alanın TAR taramalarıyla doğrulandığı üzere, bu kanalların/boruların en az 40 metre uzunluğunda olmasıdır.

Bu kanalların/boruların yönleri hakkında daha sonra yapılacak TAR ve/veya kazı incelemeleri, suyun nereye taşındığı hakkında birtakım ipuçları sağlayabilir. Eğer gelecekteki araştırmalar, bu kanalların, suyu yapıdan uzaklaştırmaya yarayan bir drenaj sisteminin parçaları olduğunu onaylarsa, duran suyu önlemek için gerekli bir eğim olan 1/1000’lik en az eğim oranı dikkate alınmalıdır. Eğer bu nitelik bir drenaj kanalı/borusu ise, kontrol edilen 40 metrelik kesitte kanalın bir ucu ile diğeri arasındaki eğim farkı, en az 4 santimetre olmalıdır. 1/1000’lik oran, bu zamanda TAR ölçümleriyle saptanamayacak kadar çok düşük bir değerdir.

Şekil 8 : suyun kanallardan akışını temin etmek için gerekli en az eğim oranı

TAR taramaları, kanalların içersindeki havanın varlığını rahatlıkla ve açık bir şekilde saptayabilirdi; ama saptamadı. Bu yüzden kesinlikle denilebilir ki bu kanallar toprakla doludur.

Belirli bir inşaat aşamasında ya da ondan sonraki bir zamanda yapısal ayarlamalar gerekli olmuş olabilir ve bu kanallar ya bilerek ya da tesadüfen toprakla dolmuştur.

 

YAPININ GERÇEK BOYUTLARI

TAR verileri yapının boyutlarını ortaya çıkaramamıştır.

Yazılımla ilgili sebeplerden dolayı, toprakaltı radarı yapının boylamasına ve dikey ölçülerini hesaplarken aynı ölçeği kullanmamakta ve sonuç olarak görüntülerde bir ölçek çarpıklığı bulunmaktadır.

Şekil 9

Yapının gerçekçi bir oranını elde etmek için, grafik yüksekliğinde bir sıkıştırma yapmak gereklidir (lütfen aşağıdaki görüntüye bakınız).

Bu noktaya gelindikten sonra, yapıyı gerçekçi oranlarıyla analiz etmek nihayet mümkündür ve daha önce paralelkenar biçimli olarak düşünülen elemanların bir kusursuz eşkenar üçgenler dizisi olduğu apaçık hale gelmektedir. Tepe noktası yukarı doğru işaret eden ilk üçgen, tepe noktası aşağıya doğru işaret eden bir başka üçgenin üstüne eklenmiştir ve aralarında merkeze yerleştirilmiş potansiyel bir mezar özelliği vardır.

Şekil 10

Şekil 11

Şekil 12 : Shiva erkek simgesi ve Shakti kadın simgesi

Yapının şekli, geçmişte binlerce yıl boyunca çeşitli antik kültürlerde bulunan iki simgeyi akla getirmektedir.

Aşağıya doğru işaret eden ters döndürülmüş üçgen simgesi, Dünya (Yeryüzü, Toprak) Ana tanrıçasının dişil yonisini (dişil enerjiyi ya da Yaratılış kavramını, ayrıca su elementi olarak da bilinen elementi ya da onunla olan ilişkiyi) temsil eder. Tepesi yukarıya işaret eden üçgen ise, üç boyutlu piramit tarafından temsil edilen ve bu nedenle “Yeryüzünü istila eden” ışık ile ilişkili olan ateşli ve coşkun güneş ışınlarını temsil eder.

Güneş ve Dünya, birçok Avrupa kültüründe ve daha birçok yerde tapınılan en önemli öğeler/ilkeler idi. Aynı simgeleri ayrıca Hindistan’da bu iki üçgenin Shiva ve Shakti diye adlandırıldığı Veda tabanlı dinlerde buluruz.

Ezoterik dilde, dinde ve mitolojide bu üçgenlerin buluşma noktasına “axis mundi” (dünyanın merkezi veya kozmik eksen) ya da Cennet ile Dünya arasındaki bağlantı adı verilir.

Menhirler ya da piramitler, bu simgeciliği en iyi temsil eden üç boyutlu gösterimlerdir.

Eğer yapının bir mezar olduğu varsayımında bulunursak, iki üçgenin tam ortasında bir ceset gömülmüş olabilir (hatta bir çift mezar varsayımı, bu araştırmanın takibatında daha çok kuvvet bile elde edecektir).

Toprak Ana (Dünya Ana ya da Ana Toprak) tanrıçasına tapınan hemen hemen her kültür bunu toprak altında, muhtemelen su varlığının hayat ve ölümü (ve yeniden doğuşu) simgelediği kutsal labirentlerde yerleştirilmiş tapınaklarda gerçekleştirmiştir.

Birçok durumda, Toprak Ana tanrıçasına adanmış bir tapınağa ek olarak, labirentin cenazeyle ilgili bir amacı vardı. Bir örnek, İtalya’nın Chiusi kentinde Etrüsk kralı Porsenna’ya adanmış olan kutsal labirenttir.

Foto : İtalya’nın Chiusi kentindeki yeraltı labirentinden bir bölüm

Ravne tünel labirentinde daha başka potansiyel gömü yerleşkeleri olabilir. Yan tünellerin çoğu, ölüm sonrası mezar sığınak-mabedi olarak, belki de Ana Toprak tanrıçası tarafından korunan tekrar doğuş odaları olarak kullanılmak üzere bir boşluğa (belki de doğal bir mağaraya) ulaşmak için sıkışık çakıl-kayalar içine kazılmış olabilir.

Bu varsayıma destek veren bir bilgi, yan-dal boşlukların ve tünellerin birçoğunun, hemen sonra dolu malzemesiyle (kum ve ırmak taşları) doldurulmuş olması ve ırmak taşlarıyla çeşitli yüksekliklerde örülüp bu dolgu malzemesinin dahil edildiği kuru duvarlar bulundurmasıdır. Genelde yan tünellerde birden fazla yarım metrelik veya daha fazla yükseklikte kuru duvar örülmüştür. Bu “sızdırmaz” kuru duvarlar, yan tünellerin çoğunluğu boyunca yaklaşık olarak her üç metrede bir tane bulunabilmektedir.

Yan dallar, zenginler, güçlü kişiler ya da yalın biçimde toplumda en çok itibar görenler tarafından, yani labirent içersinde gömülme olanakları bulunanlar tarafından iskan görmüş olabilir (bu yan tünellerden geçen kalıcı biçimdeki iletim yapılabilir ana tünel yolu; törensel kutlamalar, cenazeler ve başka şeyler için hizmet görmüş olabilir).

Yine de mezar varsayımı araştırılmalıdır; örneğin, dolgu malzemesinin halihazırda ortadan kaldırılmış olduğu tünel bölümleri taranabilir.

Ravne tünel labirentinin Ana Toprak Tanrıçasına adanmış kutsal bir kompleks yaratmak için oluşturulduğu düşüncesi, diğer birçok varsayımdan daha fazla bilimsel ağırlık taşımaktadır. Örneğin, tünelin maden çıkarma amacıyla yaratıldığı varsayımının çok az bir bilimsel desteği bulunmaktadır; çünkü Ravne tünelinde ya da yakınlarında cevher kalıntıları bulunmamıştır.

Fotoğraflar : Ana Toprak Tanrıçasına adanmış Porsenna tünel labirentinin mühürlenmiş tünel bölümleri (tanıtım yazısı : Stephen Bartlett)

Çağlar boyunca Chiusi’nin birbirlerini izleyen çakıl-kaya tabakalarıyla kumtaşında kazılan yeraltı tüneller ağı, Ana Toprak Tanrıçasının yanı sıra ünlü Etrüsk Kralı Porsenna (M. Ö. VI. yüzyıl) ve onun mozolesiyle ilişkilendirilmiştir.

 

YAPININ İÇİNDEKİ METALLERİN VARLIĞI

Diğer bir amaç, yeraltı yapısının zamansal gelişimi hakkında daha fazla bilgi toplayabilmek için yapının içindeki tarihlendirilebilir kalıntıları belirlemekti.

Bu nedenle, yapının inşasında metallerin kullanılıp kullanılmadığını saptamak için taramalar yapıldı.

Taramaları gerçekleştirmek için “Golden King” denilen yeni nesil bir derin işlemci radar cihazı kullanıldı.

Foto : Golden King derin işlemci radarı

Bu yeni nesil derin işlemci radarı, şimdiye kadar yaratılan en ileri elektromanyetik saptama sistemi olup onu bu tür araştırmalar için ideal kılan birkaç özelliğe sahiptir.

Golden King Derin İşlemci Radar cihazı, hedeflenmiş görüntüleri gerçel zamanda, yani keşfedildikleri şekliyle işleyebilen tek sistem olmasıyla dünyada bir ilktir. En kayda değer özelliği, verileri toplayıp (gömülü hedeften/nesneden alıp) üç boyutlu bir grafiğin merkezine tam doğrulukla işleyebilmesidir.

Biz, yapıyı taramak için bu cihazı kullandık ve tünel girişinin karşı tarafından, yeraltındaki büyük bir metal nesneyi gösteren net bir geri dönüş sinyali aldık.

İlişikteki şema üzerinde yapılan bir analiz, tespit edilen nesnenin büyüklüğünün 25 ila 30 santimetreler arasında bir salınım yaptığını ortaya çıkardı. Şema tarafından işaret edilen derinlik 1.75 metredir; bunun anlamı, metal nesnenin varsayılan mezar ile aynı hizada bulunduğudur. Ancak en ilginç bilgi şudur ki, bunun demir içermeyen metalik bir alaşım olduğu kesinlikle söylenebilir. Antik çağlarda müşterek olarak kullanılan demir-dışı metaller; altın, gümüş, bakır ve bakırın tipik alaşımları olan pirinç ve bronz idi.

Saptanan nesnenin, bir araya getirilmiş ve 30 santimetre çapında bir çember içinde sıralanmış küçük nesnelerden oluşan bir birikinti olması da mümkündür.

Metal alaşımlı nesnelerin varlığı, ölen kişinin kafasının yerleşimi hakkında bize bir ipucu verebilir; çünkü birçok antik mezarda, değerli nesneleri ölen bireyin kafasının yanına koymak ortak bir adet idi.

Eğer ileride yapılacak araştırmalar, cesedin yerleşiminin ayakları/bacakları tünel çıkışına doğru işaret edecek şekilde olduğunu ve kafasının ise tünel merkezine doğru olduğunu doğrularsa, bu durum, tünel labirentinin içersinde, gömülü kişinin bir saygı işareti olarak yerleştirilmiş olduğunu gösteren önemli bir şeyin bulunduğu biçiminde daha fazla ipucu sağlayabilir.

Bu nesnenin daha fazla incelenmesi ve analiz edilmesi, cenaze varsayımına daha çok destek verebilir.

SONUÇLAR

Bu raporun sonuçlarının bir özeti aşağıdadır :

1. Ravne tünellerinde aydınlatılan yapı, eşkenar üçgenler biçiminde inşaat elemanlarını göstermektedir.

2. Yapının boyutları : 2.0 metre uzunluğunda, 1.0 – 1.5 metre genişliğinde ve 4.3 metre yüksekliğindedir.

3. Yapı, boyutları yukarıda belirtilen ve duvar kalınlığı 30 – 40 santimetre olan iki odadan oluşmaktadır.

4. Tüm yapı 1.5 metrelik bir ene sahip olan kalın bir kil katmanı ile sarılmış durumdadır.

5. Kil katmanı, bilinmeyen bir malzemeden yapılmış ve yaklaşık 15 – 20 santimetrelik düzenli aralıklarla yerleştirilmiş uzunlamasına elemanlar içeren bir kafes/kalıp yapısı içersine yerleştirilmiştir.

6. Kalın kil katmanı, yapıyı korumak için kurulmuş olabilir. Taranan tüm 40 metrelik alan içersinde bir drenaj sistemi (ya da yapının etrafında ve içinde düşük bir nem oranı sağlamak için yapılmış havalandırma kanalları) saptandı. Bu kanallar 1.5 ve 3.0 metre derinlikte yerleştirilmiştir ve varsayılan mezar odaları ile kesişmektedir.

7. Bir derin işlemci radarı ile yapılan taramalar, 1.5 metrelik bir derinlikte demir içermeyen büyük kütleli bir metalin (bir alaşım) varlığını onaylamıştır. Şimdiye kadar, derin işlemci cihazının radar sinyali saptama sahası dışında kalmasından dolayı, kuramsal mezar odalarından ikincisindeki alaşımların varlığını doğrulamak mümkün olmamıştır.

 

 AÇIKLAMALI ŞEMA

Resim Notu :

– Bej renk        : Kil ve bilinmeyen bir malzemeden yapılan kalıp yapısı.

– Turuncu renk : Drenaj/havalandırma kanalları.

– Kırmızı renkler : Olası mezarlar.

 

Reklamlar