Etiketler

, , , , , , , , , , , , , ,

NERDEYSE BİR KAĞIT KADAR İNCE, Yapay yakutla kaplanmış (muhtemelen bir tamir işi), gerçek bir yakut ve kan kırmızısı lâl ile bezenmiş, Hindistan’ın Mogul tarzına özgü beyaz jadeit çaydanlık, M. S. 1644 – 1911 arasında Çin’de hüküm sürmüş Qing hanedanlığı sırasında yontulup oyulmuştur.“Başlangıçta”, der bir Çin efsanesi, “insan yeryüzünde beceriksizce tökezleyerek yaşıyordu, vahşi hayvanlar etrafını sarmışlardı ve huzur vermiyorlardı; ta ki yukarıdaki fırtına tanrısı onun gönlünü alana dek. Tanrı, yeşim baltalar döverek üzerlerine gökkuşağını işledi ve insanın keşfetmesi için yeryüzüne fırlattı”.

Yazı : “Jade – Stone of Heaven”, National Geographic, V. 172, No. 3, September 1987

Yazar ve Fotoğrafçı : Fred WARD

 Çeviri : Gürol BIÇAKÇI  

Dipçe : Yazı içinde üstü kapalı da olsa Türklere atfedilebilecek bir çok husus var. Bunlar üzerinde durmanızı öneririz. Malumunuz bu türlü derleme ve yazılarda Türk unsuru her zaman Çin, Tibet, Rus ve benzeri Milletler içinde eritilerek ve Türk adından, kültüründen ve diğer kültürlere olan etkilerinden  hiç bahsedilmeyerek yazılmaktadır. Bunları fark etmek ve çözümlemek bizlere düşüyor.

Efsanenin akla getirdiği tüm renk tonlarında beliren bu taş, uzun süre zihnimizi meşgul etmiştir. Taş, çoğu tarafından yeşimi altına göre daha çok saygı duyup kutsayan atalarımız için dayanıklı silahlar ve aletler sağlıyordu. Orta Asya’dan Orta Amerika’ya ve Kanada’ya kadar, yeşim taşını çıkarmak için hâlâ toprağı ovalayıp temizliyoruz – ama yeryüzü adeta taşın benzerleriyle kaynamaktadır ve gerçek Cennet Taşını bulmak, gökkuşağını yakalamak gibidir.

Bu, yeşimi ararken geçen üçüncü günümdü, benim için bir “yeşim toplayıcısı” olmaya hak kazanmak için anca yetecek, ama kolay kolay bulunmayan bir ticaretin çılgınlıklarını duyumsayacak kadar yeterince uzun bir zamandı. Suda duruyor olmama rağmen, dünyanın en sert çöllerinden biri olan, “hiç kimsenin geriye dönmediği” Taklamakan’ın kenarındaydım.

Bu özel Yurungkaş Irmağı, yani Beyaz Yeşim Irmağı, yeşim aşıkları için Mekke gibi bir yerdir; 5,000 yıldan fazla bir zamandır Çin uygarlığının merkezinde bulunan malzemenin kökeni buradadır. Eğer Çin’in ruhu yeşimse, o zaman yeşimin ruhu da Yurungkaş’tır.

İrice bir kayanın üzerinde dinlenirken, yeryüzünde başka hiç şey kadar ıssız olmayan bir manzarayı inceliyordum. Bronz tekdüzeliği hiçbir yeşillik bozamamıştı. Yıllık yağış miktarını sorduğumda, şoför ile çevirmen arasında, yıllık hiç yağış olmadığı konusunda anlaşma sağlanıncaya kadar uzun bir konuşma geçmişti. En son 1980 yılının bir sabahında yağış olmuş.

Şimdiye kadar geldiğim yerlerin herhangi birisinden okyanus kadar uzakta olan Hotan kenti, akıntının yaklaşık 70 mil yukarısında, ırmağın ve efsanevi Kunlun Dağlarının 30 mil aşağısında bulunur. Asıl adı “Yeşim Dağları” olan Kunlun (Künlün) Dağları, 1700’lere kadar Asya’nın tek kaynağıymış gibi görünmektedir. Yüzlerce yıl, yeşim toplayıcıları bahar taşkınlarıyla aşağıya akan servetleri toplayarak ırmak kıyılarında gezinip durdular. İpek yolu üzerinde bu ünlü duraktan geçerek batıya seyahat eden deve kervanları, Cathay kumaşlarını Orta Doğu’ya taşıdılar ve dönüş yolculuklarında imparatorların 2,000 milden fazla bir mesafenin ötesindeki Pekin’de bulunan atölyeleri için yüklüklerini ağır yeşim kayalarıyla tıka basa doldurdular. Bu yalıtılmış çölde ilk kez bir Avrupalı, Asya yeşimini elinde tuttu : 1272’de Marco Polo “satılmak üzere Cathay’a götürülen kalsedon (alaca akik), jasper (yeşime benzer kalsedon çeşidi) ve bunun gibi şeyler öyle bir bollukta bulunur ki önemli bir ticaret ilişkisi oluştururlar” gözlemini yaptı. Marko Polo’nun görüp de tanıyamadığı şey, yeşim taşı idi.

Uzun ve sıcak gezinti için yavaş yavaş geriye doğru çakıl taşlı yola yükseldiğimde, bir ışık dalgası adımlarımı dondurdu. O olabilir miydi? Taşı ters çevirmek için sığ tarafa doğru sıçradım. Gerçek olmak için fazlaca iyi idi… Beyaz Yeşim Irmağından gelen beyaz yeşim! Avuç içi kadar güzelliği tekrar tekrar çevirip durdum, kaygan his ve kahve rengi, sarı renk ve bileşimini doğrulayan bronz rengi kabuk : beyaz bir nefrit hazinesi, Cennet Taşı, bu efsanevi yerleşim yerinden gelen, Çin’in kalbinin tarihsel malzemesi. Elimde müze sergisindeymiş gibi bir çakıl tutuyordum ve çağdaş kazıcılar onun için bir hafta sürecek bir iş önerirlerdi.

Çin, Orta Amerika halkları ve Yeni Zelanda Maorileri yeşimi, altın ve kıymetli taşların bile ötesinde en değerli servet olarak görüyorlardı. “Altına bir fiyat konulabilir” biçiminde başlayan o deyiş, “ama yeşime fiyat biçilemez” diye devam ederdi. Çin imparatorları, pi adı verilen ve cennetin sembolleri olan ortası delikli yeşim tekerler vasıtasıyla pi ayininde Tanrı ile konuşurlardı. San Francisco’da yeşim ile aynı anlamda bir dükkanı olan Richard Gump ise kısaca, “Çin, taşın etrafında bir uygarlık inşa etti”, diyor.

Yeşim, Çin’de yeryüzü ile cennet arasında bir bağlantı, hayat ile ölümsüzlük arasında bir köprü idi. Çinli bir beyefendi, tüm ömrünü kuşağından sallanan yeşimlerin ölçülü bir tempo ile şıngırdaması için yürüyüş şeklini değiştirmek suretiyle geçirmişti. Konfüçyüs, böyle bir adamın meziyetlerini yeşimin meziyetleri ile kıyaslar ve bu özellikleri akıl, sadakat, adalet, insanlık, dürüstlük ve daha fazlası olarak uygulardı. Tıpkı bir ifadeyi süsleyip güzelleştirmek için altın sözcüğünü kullandığımız gibi, Çinliler de yeşimi binlerce deyimlerinin içine katmışlar : “Yeşim kişi”, güzel bir kadındır; “güzel kokulu yeşim”, bir kadının cildidir; “yeşim bitkini”, bir güzelin ölüsüdür.

Zarifçe yontulmuş çok güzel bir parça için hiçbir fiyat yüksek değildi, hiçbir çaba fazla değildi ve hiçbir övgü harika sayılmazdı. Mahkeme üyeleri derecelerini yeşim ile gösterirlerdi; atletler üçüncülük için fildişi, ikincilik için altınla ödüllendirilirlerdi, birincilik için ise sağlık ve şansın bir işareti sayılan yeşim kazanırlardı. Bilginlerin masaları yeşim aletlerle donanırdı. Yeşim saygısı öyle bir düzeye erişmişti ki, en iyi zanaatkârların Pekin atölyeleri için İmparator Qian Long tarafından toplanmasından sonra, yeşim ustaları, sosyal sınıf bilincindeki imparatorlukta bariz bir onur olan “Efendi” ile adlandırılırlardı.

Hotan kentinde, tozla kaplı yan sokaklarda boğulmuş bir halde, Çin’in yeşim satın alma merkezinin kalabalık avlusuna doğru adım attım. Uygur kavminin üyeleri olan geleneksel yeşim toplayıcıları tüm sabah benden önce davranmışlar ve bir inç kalınlığındaki toz yatağının üzerine çuval bezi torbalarından oluşan bir halı serip yeşim taşlarını nezih bir şekilde sunuyorlardı. Bu Uygurların ataları, bu yerin yakınlarındaki pazarlarda pazarlık yaparak, kaderlerinde imparatorların sarayına gitmek olan beyaz yeşimleri satıyorlardı.

İMPARATORLAR TANRI İLE KONUŞURDU M. Ö. 770-221 yıllarındaki Doğu Zhou hanedanı zamanında nefrit adı verilen yeşim türünden oymaları ve üstünde ejderler bulunan (yukarıda) pi diskleri aracılığıyla hükümdarlar Tanrı ile konuşurlardı. Pi, yeşim taşını ölümsüzlüğe gidilen köprü olarak gören Çinliler tarafından cenaze törenlerinde kullanılan altı adet ayinsel yeşim parçasından birisiydi. 4,000 yıl önce İsviçre göllerinde ayaklar üzerine oturtulmuş evleri olan insanlar tarafından yapılan ve dişbudak ağacından bir sapın ucunda geyik boynuzundan yuva içine oturtulmuş bir nefrit bıçak ucuyla oluşturulmuş olan güçlü bir balta (altta). Sonraki Avrupalılar, yeşimi Asya’dan gelen egzotik bir mal olarak ve Yeni Dünya’nın hatıra eşyası olarak biliyorlardı. [DISK : NELSON-ATKINS SANAT MÜZESİ, NELSON VAKFI, KANSAS ŞEHRİ, MISSOURI, 16.5 CM ÇAP. BALTA: BERNISCHES HISTORISCHES MUSEUM (BERN TARİH MÜZESİ), BERN, İSVİÇRE, 26 CM UZUNLUKTA]

ÇİN’İN EN SEVİLEN YEŞİMİ, Xinjiang eyaletindeki Kunlun Dağlarından, Uygur kavminin üyelerinin nefrit avına çıktığı Beyaz Yeşim Irmağına kadar yıkanarak gelir (yukarıda). Uzun bir dönem boyunca Çin’in denetimi dışında bu yeşim taşı damarından elde edilen iri yeşim çakılları, develerle 2,000 mil uzaklıktaki imparatorların atölyelerine götürüldü. Bugün fabrika temsilcileri, Uygurların zamanla daha da azalan miktarlarda yeşim taşını satışa çıkardığı bir yer olan Hotan’a (aşağıda) gelerek kaynağa ulaşmaktadır. Fiyatı hükümet belirlemekte ve hiçbir pazarlığa izin vermemektedir.

Hotan’daki oymacılardan biri olan Ashimu (sağda), bir nefrit boncuk yapmak için, geleneksel pedal, su ilavesi ve zımpara kullanarak bir bıçak bileyliyor.

5,000 yılda taşın toplanma şeklinin çok az değişmesine karşın, ekonomiler değişmiştir. Komünist hükümetin yönetimi altında iken hiçbir pazarlık şansı bulunmamaktadır. Bu müslümanlar, durum ister istemez hoş karşılanmasa da, artık Çinli vatandaşlardır. Çin mevcut sınırlarına kadar genişlediğinde, Sinkiang (Xinjiang, yani Sincan) ve Tibet (Xizang), sakinleştirilmiş son iki alan arasında yer almaktadır.

Çin’in Xinjiang Hotan Havalisi Endüstriyel Sanatlar Şirketinin yöneticisi Zhang Yu Ruh, merkezî hükümetin bu uzak köşedeki sakin ve rahat bir temsilcisidir, adeta 1800’lerin Alaska’sındaki tek kürk satın alıcısı gibidir. “Sadece 50 ya da 60 kadar tam zamanlı çalışan yeşim toplayıcısı var. Diğerleri ise, gelirlerini arttırmak için yılda iki üç kere dışarı çıkan çiftçilerdir. Zor ve çoğunlukla verimsiz bir iş; ama iyisinden anlayan birkaç kişi var”.

Yeşimden Yapılmış Bir Hayvan Krallığı DOĞAL DÜNYA, hem antik hem de çağdaş yontucular için çok tutulan bir motif, bugün yasal açıdan yeşim olarak kabul edilen sadece iki taş türünde (nefrit ve jadeit) yansıtılmaktadır. Daha yaygın olan nefrit, bir kalsiyum ve magnezyum silikatıdır. Çizilmesi, çeliğe göre daha zordur; tüm kaya türleri arasında kırılması en güç olduğu söylenir. Bir sodyum ve alüminyum silikatı olan jadeit ise, nefritten daha serttir; ama onun kadar dayanıklı değildir. Çeşitli eser oranlardaki elementler her iki taşın renklenmesine yol açar.

Abdulanur (Uygurlar yalnızca tek isim kullanırlar, yani soyadları yoktur), karışık kalitedeki büyük bir yeşim yığınının arkasında oturuyordu. Zhang’ın ve Yangzhou’daki oyma fabrikasından gelen başka bir satın alıcının yönlerini ona doğru çevirerek yürümelerini seyrettim. Taşları adeta amirane bir şekilde fırlatıp bir taraflara tekmeliyorlar ve gördüklerinin çoğuna tenezzül bile etmiyorlardı. Yine de Abdulanur’un hasırında fena sayılmayacak türden biraz malzeme vardı. Bir kaç parça, istenen kırmızı işaretleri üzerlerine almayı başardı, bu işaretler birden beşe kadar sıralanan sınıfları gösteriyordu. Onunkilerin çoğuna işaret çekilmedi; ama “sınıf dışı” olup da hâlâ kullanılabilir durumda bulunan yeterli bir miktar, 250 kilogramlıklarda ön tartıya tutuldu. Abdulanur tüm taşları eski kantara çekme işini bitirdiğinde, 500 yuan (yaklaşık 130 $) para elde ettiğini gördü. Üç ay süren bir toplama için hiç de fena değildi doğrusu. Hükümetin yanıma verdiği çevirmenin Pekin’de geçinebilmek için yılda 321 $ parasının olması gerekiyor. Hotan’daki en başarılı toplayıcı, geçen sene bunun on katı kazanmış; fakat ırmağın çok yukarısında bir yerlerde yaşıyor ve tüm zamanını arama yapmakla geçiriyormuş.

Beyaz yeşimin bu kadar az miktarda oluşundan dolayı hayal kırıklığına uğramıştım. “Ah”, diye cevapladı Zhang, “kaliteli yeşim, nadir bulunur. Kilo başına 16 yuan ödediğimiz birinci sınıf yeşimden yılda bir tondan daha az yollarız. Hatta yeşim toplayıcılarının devlet fiyatından daha aşağı düzeyde pirinç almalarına bile izin veriyoruz; ama yine de işe yaramıyor”.

Yeşimin ne kadar nadir olduğu, Çin’in doğu kıyısındaki oymacılık merkezlerini ziyaret ettiğimde görülebiliyordu zaten. Pekin’in durumu normal olup her haliyle daha büyüktür. Pekin Yeşim Oymacılık Fabrikasının dört adet atölyesinde 1,800 kişi çalışmaktadır. Her istasyonda her birinin elinde karmaşık desenleri taşlayarak oluşturmak için vızıltılı ses çıkaran elmas uçlu bir kazıcı olan 1,500 kişiden fazla yontucu, eğilip kamburlaşmış bir halde, ortalığın 19’uncu yüzyıldaki yüzlerce dişçinin çalışırken açığa çıkan kokuya benzer bir şekilde koktuğunu ve öyle göründüğünü hayal ettiğim bir işlemi gerçekleştiriyordu.

NARİNCE KIVRILIRKEN, nefritten yapılmış ejderha biçimli kolye ucu (yukarıda), doğu Zhou hanedanı döneminde oyulmuş. Şahane işçiliğinden dolayı takdir edilen uyuyan at nefriti (altta), M. S. 960 – 1279 yılları arasında hüküm sürmüş olan Song hanedanı dönemine tarihlendirilmektedir. Yeşim renklerinin uymadığı durumlar arasında koyun yağı, elma, ıspanak, balıkçıl ve daha çok birçok durum vardır. [HER İKİ ESER, ŞİKAGO ENSTİTÜSÜ’NDEN (CHICAGO, ABD), KOLYE UCU UZUNLUĞU 18 CM, AT UZUNLUĞU 11.5 CM]

Bir Kanada kazı kanat açıyor (yukarıda), Vancouver’lı oymacı Lyle Sopel tarafından yapılıp ABD’de 850 $’a satılan İngiliz Kolombiyası nefritinin içersinden alınmadır. Bir peygamber devesi böceğinin açısal çizgileri (altta), Çin’de Qing hanedanı döneminde oyulan Burma jadeitinde ifadesini buluyor. [KAZ : LYLE SOPEL KOLEKSİYONU, VANCOUVER, İNGİLİZ KOLOMBİYASI, 21.5 CM KANAT AÇIKLIĞI. PEYGAMBER DEVESİ : BAUR KOLEKSİYONU, CENEVRE, İSVİÇRE, 5.4 CM UZUNLUK]

HAYALLER KURMAK : Çağdaş Batı Alman oymacısı Erwin Klein, siyah Avustralya nefritinden kendi eliyle o ulusun ünlü siyah kuğularından birini mercan taşından gagası ile birlikte yarattı (üstte). Bir Qing hanedanı sanatçısı, beyaz bir nefrit parçası üzerinde efsanevî tek boynuzlu kanatlı at tasarımı yaparken, süslemeler için taşın yüzeyindeki kızılımsı pası kullanmış (altta). [KUĞU : ÖZEL KOLEKSİYON, ADEILADE, AVUSTRALYA, 11.5 CM UZUNLUK. TEK BOYNUZLU AT : AVERY BRUNDAGE KOLEKSİYONU, SAN FRANSİSCO, 16 CM UZUNLUK]

Bizim “yeşim” diye tercüme ettiğimiz Çince yu sözcüğü aslında yontulmaya değer herhangi bir kayayı ifade eder. Çin’de 30 ila 40 kadar kaya çeşidi, yu diye çağrılır. Konuyu daha da karmaşık hale getiren ise, aslında dünyanın yasal olarak yeşim diye kabul ettiği ve kimyasal olarak farklı olan iki adet malzemenin, yani nefrit (eski yeşim lao-yu ve beyaz yeşim bai-yu) ve jadeit (balıkçıl yeşimi fei-cui-yu) türünün bulunmasıdır. Her ikisi de teknik olarak kayadır; çünkü mineral topaklar içerirler.

Bir kalsiyum ve magnezyum silikatı olan (genellikle bir miktar da demir içeren) ve daha bol bulunan nefrit, Hotan yeşimidir. Ayrıca İngiliz Kolombiyası, Avustralya, Yeni Zelanda, Sovyetler Birliği,  Güney Kore, İsviçre, İtalya, Polonya, Tayvan, Kaliforniya, Alaska, ABD’nin Wyoming eyaleti ve ufak miktarlarda başka yerleşim yerlerinde bulunur. Aynı kimyasal bileşime sahip olan düzenli kristal yapılı iki taş türü daha vardır, beyaz olanı “tremolit”, yeşil olanı ise “aktinolit (ışıntaşı)” diye adlandırılır. Sadece nefritte iğne biçimindeki tanecikler keçeli lifli bir yapıda (yeraltındaki oluşum esnasında meydana gelen fiziksel bir yapı) sıkıca birbirlerine geçerek dokuyu oluşturmuşlardır. Mohs sertlik skalasında 5.5 ila 6.5 sertlik derecesine sahip olan nefrit, çelikten (5.0 ila 6.0 Mohs) daha serttir ve kırılmaya karşı direnç ölçüsüyle tüm kayalar içinde en sert olduğu söylenir. Eser elementlere bağlı olarak, nefrit, aralarında Çinlilerin uzun zaman en sevdiği renk olan “koyun yağı” beyazının da bulunduğu çeşitli renklerde bulunur.

Bir sodyum ve alüminyum silikatı olan jadeit’in, aralarında lavanta, siyah, beyaz ve daha soluk yeşillerin de bulunduğu daha az değerli bir renkler gökkuşağında da bulunmasına rağmen, kuyumculukla bağlantılı parlak yeşil bir rengi vardır. Ticari olarak Burma, Guatemala ve Sovyetler Birliği’nden gelir, ayrıca küçük miktarlarda İsviçre, Japonya ve Kaliforniya’da bulunmuştur. 6.5 ila 7.0 Mohs sertliğinde olan jadeit, nefritten daha serttir; fakat onun kadar dayanıklı değildir.

Belki oymacılar, satın alıcılar, tüccarlar ve satıcılar, hangi kayaları kullandıklarını bilirler; fakat herhangi bir taş işlemeciliğini “yeşim fabrikası” olarak adlandırmak da hepten fazla yaygınlaşmış. Daha ucuz bir çıktıyı, şüphelenmeyen turistlere yeşim diye pazarlama işi, Çin, Hong Kong ve Tayvan’da iyice yayılıp dal budak sarmıştır. Müşteriler, uyanık olun!

FARKLI FORMÜLLER, kimya, ısı ve basınç, iki tür yeşimin oluşum birikintilerini meydana getirir. Nefrit; Çin, Sovyetler Birliği, Güney Kore ile Tayvan’ın güneyinden Avustralya ve Yeni Zelanda’ya kadar yayılmıştır. Avrupa’nın avuç dolusu rezervi vardır, daha yaygın olanlar İngiliz Kolombiyası ve Alaska’da bulunur. Miktar halinde yeşim, sadece Guatemala, Sibirya ve Burma’dan gelir, sonuncusuna şimdi parlak yeşil imparatorluk yeşiminden dolayı değer verilmektedir.

İşçilerin çiziklerinin yanından geçtikten sonra, Pekin yöneticisi Chang Ji Li’ye ellerinde nefrit olup olmadığını sordum. “Çok az” diye yanıtladı. “Yılda 15 milyon yuan (4 milyon Amerikan doları) değerinde bitmiş ürünler satıyoruz; fakat bunlar çoğunlukla xiu-yu, yani sabun taşıdır. Bu ve akik taşı, işimizin yüzde 75’ini oluşturur, farkın çoğunluğu Burma jadeitinden gelir. Lao-yu’dan yılda muhtemelen tonluk miktarda sipariş etmeyiz”.

Guangzhou’daki (eski adıyla Canton şehri) Güney Yeşim El Sanatları Fabrikası zamanda bir adım geridedir. Her matkabın üzerinde sadece akkor hale gelmiş bir lambanın loş ışığının araya girdiği karanlık bir geniş alanda haftada 48 saat uğraşıp didinen genç oymacılar, taşlama ile binlerce incik boncuk ve Çin meleğini yontarlar. Bir fabrika memuru şöyle açıkladı : “Biz beyaz yeşim ya da nefrit ile uğraşmayız. Yaptığımız oymalar, sabun taşındandır. Yıllık olarak 700,000 $ değerinde Burma jadeiti kullanırız; bunun yüzde 45’i Burma hükümetinin müzayedesinde satın alınır, yüzde 50’si Tayland üzerinden kaçak olarak gelir ve yüzde 5’i ise Yunnan eyaletinde kaçak olarak gizlice sokulur. Jadeit kuyumculuğunu yapıyoruz; çünkü müşteriler yılda yaklaşık olarak iki milyon dolar değerinde satın alma yapıyorlar”.

Burma’dan dümdüz Çin’e yapılan kaçakçılık, jadeitin gölgeli dünyasında yeni bir kurnazlıktır ve şimdiye kadar dışardakiler tarafından bilinmemekteydi. Burma madenlerine Tayland’tan daha yakın olmak suretiyle, bu Yunnan bağlantısı, Çin Halk Cumhuriyetine aracılara meydan vermeden kendisinin esas alım satımcı olması olanağını sağlamaktadır. Halihazırda Kunming’de hükümete ait bir yeşim ofisi, Hong Kong’lu alıcılara işlenmemiş jadeit pazarlamaktadır.

Nanjing’deki Yeşim Malzemeler Atölyesi’nin yöneticisi Zheng Jing Guo, 65 işçisi için ya da benim için hiç yeşim bulunmadığını kabul ettiğinde, gülümsemesi donuverdi. “Aslında”, diye sırrını açtı, “iki aydır elimizde her iki türden de yoktu. Burada kaliteli bir işlenmemiş parça bulmak zor, o yüzden sabun taşı ve mercan kullanıyoruz. Genelde birazcık jadeitimiz oluyor”.

Yoksa Çin, jadeit mirasını ret mi etmişti? Matkabını nefritin üzerine hiç yerleştirmemiş birçok genç oymacı ile tanışmaya devam ettim. Ve fabrika depolarında nefritten daha fazla sayıda Burma jadeitinden yapılmış takı gördüm.

İNCİK BONCUKLAR VE UCUZ BİLEZİKLER, yeşimden değil ama sabun taşından ve biraz da Burma yeşiminden, Çin’in Guangzhou’daki Yeşim El Sanatları Güney Fabrikası’nda Hong Kong piyasası için biçimlendirilirler. Büyük miktarlar halinde yalnızca 1784’ten sonra Çin’e ithal edilen yeşim, bin yıl boyunca değer biçilen, şimdi ise elmas uçlu bir kalemle bir nefrit disk içine çizim işlerinin yapıldığı Yangzhou’daki (yukarıda) gibi olduğu üzere birkaç fabrikada kazınıp oyulan doğal nefriti mahvetmiştir. Geleneksel yöntemler, bir yay kirişine iliştirilmiş bir matkap gövdesiyle yayı ileri geri çeviren ve matkabın ucunu su ve zımpara ile birlikte işleten bir zanaatkar tarafından da gösterildiği üzere (solda), sonsuz sabır gerektiriyordu. Çinliler eski nefrite lao-yu, yeşime ise fei-cui-yu ya da balıkçıl yeşimi derlerdi.

Dış görünüşüm, Yangzhou Yeşim Oymacılık Fabrikasında az biraz eski haline dönüverdi. Yönetici Lei Shou Van, kesme işini yapan ve koşu ayakkabıları giyen personeli ile birlikte, yarım çember biçimindeki havadar aydınlık atölyeye kadar yolu bana gösterdi. Dört tane usta, ufak nefrit taşlarına çeşitli sahneleri yontuyordu; üçü, karmaşık yeşim oymacılığında iyi idi. Bu fabrika, bir kaç  zanaatkarın eski tarzda olduğu üzere yavaş bir şekilde çalışması için beş adet ayaklı pedal bile bulundurmaktadır.

“Yangzhou farklıdır”, diye anlattı Lei, “geçmişinden dolayı böyle. ‘Yeşim dağlarımız” sayesinde hep ünlü idik. İmparator Qian Long, o zamana kadarki işlenebilecek en büyük parçayı teslim aldığında, onu Pekin atölyelerine değil, Yangzhou’ya gönderdi. Mao Devriminden sonra da ticaret devam etti. Bütün bunlara rağmen yeşim taşı, 370 işçimizden yalnızca yaklaşık yarım dolar çıkan bir üretimden sorumlu olmaktadır”.

Eğer ayakların baş, başların da ayak olduğu bir durum varsa, bu, Burma jadeitinde görülmektedir. En üstün nefrit renkleri, kilogram başına 50 $ ila 100 $ arasında bir satış yakalarken, parlak yeşil renkte şeffaf jadeit cabochon’u (ağırlığı 1 onstan fazla tutmayan) 50,000 $’dan fazla bir kazanç getirebilmektedir. Çin’de 1784’ten önce nerdeyse hiç bilinmeyen ve Burma ile yapılan ticaret antlaşmasının ardından Pekin’e bir deniz sevkiyatı ulaşınca daha cafcaflı hale gelen bu jadeit, 200 yılda mücevher ve alım satım işlerinde, ithalatı erken bir sonradan görmelik olarak gören ciddi toplayıcıları dehşet içersinde bırakarak nefritin yerini aldı. Yine de bütün bu olan bitenden sonra, Han hanedanı (M. Ö. 206 – M. S. 220) döneminden sonraki her şeyi modern tarih olarak göz önüne alan her kültürün, parlak yeşil renkli jadeit mücevherciliğine fazla ilgi yöneltmeden önce, incelikli nefrit oymalarının ihtişamlı 5,000 yıllık ticaretine saygı duyması beklenebilir.

Burma ise, rüzgara karşı volta atmaktadır. Gem Emporium (Mücevher Ticaret Merkezi) için yıllık olarak basılan acayip bir el kitabı, arsızca “Chindwin ile Uyu (ırmakları) arasındaki ülke, jadeitin, yani gerçek yeşimin ve kraliyet yeşiminin vatanıdır” iddiasında bulunmakta ve Çin’in nefrit mirasına yapılacak herhangi bir göndermeden temiz bir şekilde kaçınmaktadır. Eski başkent Rangoon’un Rus yapımı yorgun İnya Lake Hotel’inde her yıl 400 kadar müşteri, müzayedede sessizce inci, yakut, safir ve jadeit taşları üzerine fiyat teklifleri verirler. Oturum başkanı Ne Win’e ait bu pet projesi, kabaca yüzde 2’si Burma’nın dövizini oluşturacak şekilde yılda yaklaşık olarak 12 milyon dolar kazandırmaktadır. Geriye kalanların tümünün Çin tarafından dışardan satın alınmasıyla birlikte, bunun üç milyon dolardan fazlası yeşimden çıkmaktadır.

TAŞTAKİ HAYAL GÜCÜ : Bu altı tonluk kayayı Xinjiang eyaletinden üç yıl boyunca yükleyip getirmek, 1000 kişiye ve birçok ata mal oldu. Oymacıların muhtemelen yeşimin en tutkulu hamisi olan İmparator Qian Long tarafından emredildiği gibi dağ manzarasını yaratmaları, 1787 yılına kadar yaklaşık bir yedi yıl daha sürdü. İmparatorun özel mührü, üst sağda gözükmektedir; Long, diğer tarafı bir şiir ile süsleyerek onurlandırdı. Efsanevî sahne, M. Ö. 21’inci yüzyılda Sarı Irmağın taşkın sularının Büyük Yu tarafından 13 yıl süren kanal kazısı sonrası uysallaştırılmasıyla kazanılan zaferin hatırasını yaşatmak için yapılmıştır. O sıralarda imparator olup daha sonra Xia hanedanının ilk hükümdarı olan Yu’yu siyah bir yeşim tableti ile ödüllendirmişti.

Eli, Bangkok’tan getirilmiş şişe suyu, bira, konserve yiyecek, teneke kutulu kahve, fıstık ezmesi ve krakerlerle yüklü vaziyette sanki bir “kasırga partisine” katılmış gibi görünen canı sıkkın bir tüccar : “ Eğer Burma hükümeti fiyatlandırmadan birazcık anlasaydı, onlar daha çok satarlardı ve biz de daha çok satın alabilirdik. Teklif edilen 262’lik yeşim kafilesinin ilk 52 adedinden yalnızca üçü satıldı; çünkü taban fiyatları çok saçma bir şekilde yüksekti” diye şikayet etti. Bir Hong Kong’lu fabrika sahibi de ekledi : “Burada kaliteli jadeiti nadir görüyoruz. Biz sadece ticarete uygun, işe yarar kalitede olanlar için geliyoruz. İyi renkte olanlar gizlice dışarı kaçırılıyor”.

Kaçakçılık, her ne kadar teknik olarak ölümle cezalandırılabilse de, yine de Burma’da ulusal eğlencelerden de daha eğlenceli sayılan bir şeydir. Birçok uzman, sosyalist ülkenin tüm millî üretiminin yarıdan fazlasının karaborsa olduğunu söylemektedir. Sorunu bilen bir Birleşik Devletler elçiliği memuru, “Burma, dünyadaki en uzun tik ağaçlarını yetiştirir. Bunlardan birini her ne şekilde keserseniz kesin, Tayland’a düşer” esprisi yapıyor. Yeşim varken, her ne kadar ağır taşları insan taşıyıcılar kullanarak dağlar ve ormanlar üzerinden 12 günlük zorlu bir yürüyüşle Tayland’a taşımak anlamına gelse de, kaçakçılık bir kural halini almıştır. Gördüğüm herkes, ihtilaflı kuzey Burma’daki Mogaung bölgesinden gelen yıllık tonajın yarısının üzerindeki miktarın, Kachin eyaletinden gizlice Shan eyaleti (ki uyuşturucu kaçakçılığı yapan yerel zorbalarının zorla yüzde 15 güvenli geçiş vergileri aldığı yerdir) üzerinden kuzey Tayland’a taşındığında hemfikirdir. Hükümetin madencilik bölgesinin sadece belli bir kısmını kontrol edişi yüzünden, Gem Emporium yeşimi, yalnızca o tutulu küçük araziden ve yolları kesilmiş kaçak mallardan gelmektedir.

Ticaret merkezindeki 300 tane Hong Kong’lu müşterinin, jadeit stoklarını tamamlamak için kullandığı rotayı aynen takip ederek Bangkok üzerinden kuzeye, dünyanın yeşim kaçakçılığı merkezine yöneldim. İlk öğle yemeğimde, üzerinde silah bulundurmayan tek kişinin ben olduğumu farkettiğim anda, Chiang Mai’nin farklı olacağını anladım. Dört tane yeşim ticarethanesi, yerel Tayland kanunları içersinde olmak üzere, diğerlerine nazaran uluorta kaçakçılık malları satıyor ve dünyada satılan jadeitin yarıdan fazlasını ele alıyor.

Dört tane ticarethane, Burma’lı tüccarları, mal sahiplerini, kaçakçıları (genellikle Çin mirasının) Hong Kong’tan ya da Çin Halk Cumhuriyeti’nden gelen müşterilerle biraraya getirerek simsar gibi hareket ediyorlar. Yeşim ticareti, her şeye rağmen Çinlilerin işidir. Bir ambarda, tavana kadar istiflenmiş Hong Kong bandajlı sandıklar arasında pazarlık yaparlar. Ortada deve boyunlu bir lamba ve bir kova suyun yanı sıra yalnızca yeşim bulunur. Eğer diğerleri varsa, görüşmeciler muhtemelen bir kulenin altında el işaretleri yardımıyla tekliflerini saklarlar. Üç tarafın (kaçakçı, simsar, satın alıcı) hiçbiri, halka duyurulup reklamı yapılmış bir alım satımdan herhangi bir parça istemez.

Sonra bir anlaşma imzalanır, taşlar Hong Kong’a uçurulur, varışta yeşim ticarethanesinin oradaki acentelerine ödeme yapılır, paralar yatırılır, ödemeyi doğrulayan bir teleks gönderilir ve daha sonra kaçakçı da yüzde 7 ticarethane komisyonu kesilmiş olarak parasını ve masraflar, yiyecek, katır, kadın, vb. için gerekli avanslarını alır. İsminin saklanmasını isteyen bir hotel müdürü, çeşitli ticaret etkileşimleri hakkında şöyle bir yorum yaptı : “Kusursuz bir iş, hemen hemen hiçbir riski yok. Ticarethane çok az para koyar, kaçakçılığı yapmaz, yeşimi sahiplenmez, kişisel ya da malî tehlikede değildir ve yüzde 7 paydan servetini yapar”.

ÇÜRÜMEYE KARŞI ZIRH, nefritten yapılmış kafa, M. S. 90 yılında öldüğünde Pekin’in batısında Shijiazhuang yakınlarında gömülmüş yerel bir kral olan Liu Yen’i kaplayan bol giysinin bir parçasıydı. [HEBEI EYALET MÜZESİ, SHIJIAZHUANG, ÇİN]

Bir general ile imparatoru arasındaki tebliğlerin doğruluklarını kanıtlamak için, ulaklar alıcının mührü ile eşleşmek zorunda olan ve yeşimden yapılan bir imparator mührü taşırlardı. [C. M. KOLEKSİYONU, WONG KOLEKSİYONU, SİNGAPUR, 14.5 CM UZUNLUK]

Altı Hanedan dönemine (M. S. 220-589) tarihlenen nefrit at (yukarıda) örneğinde olduğu gibi at ile ilgili temalar, oldukça beğenilirdi. [VICTORIA VE ALBERT MÜZESİ, LONDRA,11.5 CM YÜZ UZUNLUĞU]

Yeniden canlanmanın bir simgesi olan ağustos böceği, çoğunlukla ölülerin ağzına yerleştirilirdi. [RIETBERG MÜZESİ, ZÜRİH, 6 CM UZUNLUK]

Ve Çin ile Hong Kong, ihtiyaç duydukları yeşime sahip olurlar. İki gün sonra, Chiang Mai’de iken pazarlığının yapıldığını gördüğüm taşları bu sefer soluk renkli Hong Kong fabrikasında yerinde görüp inceliyordum. Denilir ki, iş kartı ve bir matkabı olan her oymacı (muhtemelen Hong Kong’da 4,500 kişi), bir fabrikadır. Po Shan Yeşim Fabrikasının sahibi Lai Kai, durumu şöyle izah ediyor : “Artık bir yeşim fabrikam bile yok. Nerdeyse her şeyin dışardan simsarlığını yapıyorum. Yılda 2,000 kilo yeşime ihtiyacım olduğunu hesaplayıp ticaret merkezinde 4,000 kilo satın aldım; sonra Chiang Mai’de bir başka 4,000 aldım. Burma’da kalite düşük, fiyat ise yüksek idi; ama gitmeye gücü yetmeyen ya da gitmek istemeyenlere burada tekrar satabiliyor ve oyma işçiliği yapmaksızın kâr ediyorum. 85 numaralı kafileden çıkan şu işlenmemiş parçadaki yeşil çizgiye bakın. Yaklaşık 110,000 Hong Kong doları (14,000 ABD $) masrafla 150 tane yüzük yapıp 150,000 HK dolarına satarım ve kalanını da başka şeyler için saklarım”.

Nefritin kullanılıp kullanılmadığını tekrar tekrar sorduğumda, fabrika sahipleri genelde hemen, “Yumuşak yeşimi mi kastediyorsunuz?” karşılığını vererek bugünkü Çin yeşim ticaretindeki insanların Cennet Taşına karşı ne kadar az saygıları ve bilgileri olduklarını gösterdiler. Hong Kong’ta yeşime ticari bir hürmet gösterme duygusu, esas olarak toplayıcılar arasında yaşamaktadır. Onlar, yeşim ticaretini sanki 1700’lerin sonlarında jadeit ile başlatmış gibi hareket eden ve çeşitli ucuz yedeklerdeki son zaman oymalarını “yüksek kalitede yeni yeşimler” diye satan seyyar tüccarların arasında miraslarını koruyorlar.

Chung Hom Körfezine pek dikkatle bakmaksızın, ben, Chung Wah Pai ve bazı arkadaşları, bir araya getirilmiş hazinelerini, incelemem için vermek üzere birlikte gözden geçirirken, yeşime daha bir sessiz, daha nazik ve daha bir bilgece yaklaşıyorlardı. Parçaları, 2,000 yıldan daha eski bu küçük nefrit parçalarını sevgi dolu sözcükler ile tanımlıyorlardı : büyülü, nefis, kusursuz. Başka hiçbir kültür, Çinlilerin bir zamanlar nefrite verdiğinden daha fazla itibar ve özveriyi hiçbir maddeye göstermemiştir.

Genellikle her şeyi etiketlemeye bayılan Avrupalılar, 4,000 yıl önce İsviçre’de göl kenarındaki ayaklı evlerin sakinleri tarafından kullanılan aynı kaya çeşidini hiç sınıflamamışlardı. Ancak İspanyol fatihleri, Orta Amerika Kızılderililerinin, parlak yeşil maddenin böbrek rahatsızlıklarını iyileştirebildiği inancını kendilerine uyarlamışlardı. Bu yüzden İspanyollar, piedra de ijada (nesillerin taşı) adını verdikleri bir tılsım kullanmaya başladılar. Bu ad tutuldu, Fransızcaya çevrilirken pierre de l’ejade diye çevrilmesi gerekirdi; ancak bazı kimselerin baskıcının hatası diye düşündükleri bir biçimde le jade diye ortaya çıktı.

Rönesans, Avrupa’yı, her şeyin Latin terimleri ile adlandırılmasıyla sonuçlanan bilimsel bir devrime zıplattı. Böylece, Orta Amerikalıların kayası, lapis nephriticus diye (İspanyolca piedra de los riñones, yani böbreklerin taşı teriminin ardından) diye adlandırıldı, İngilizcede ise “nephrite” halini aldı. Öldürülmeyip sağ bırakılan Kızılderilierin, İspanyollar için altın ve gümüş madeni kazısı yapmaları için tutsak edilmelerinden sonra, değerli taşları ve hatta maden yerlerini bile unuttular. Ve sadece nefrit diye adlandırdıkları yeşim taşları, tekrar adlandırılmak üzereydi.

YETENEK VE GÜÇ GÖSTERİSİ, Mogul (Hint imparatoru) tarzı, buzlu cama benzeyen yarı saydam, yaprak kıvrımlı nefrit kâse (yukarıda), bir Qing imparatorunun masasını şereflendirmiş olabilir. Taç Mahal’i inşa ettiren Babürşah imparatoru Şah Cihan, üzerine adı yazılmış ve bir dağ keçisi kafasıyla süslenmiş bir nefrit fincanda (yanda) şarabını yudumlamıştır; çiçek tabanının görülmesi için fincan ters çevrilmiş durumdadır ve Şah cihan için 1657 yılında Hindistan’da yapılmıştır. [KÂSE : AVERY BRUNDAGE KOLEKSİYONU, SAN FRANSİSKO, 14 CM ÇAP FİNCAN : VICTORIA VE ALBERT MÜZESİ, LONDRA, 14 CM ÇAP]

Asya ile yapılan ticaret, oymaları Avrupa’ya getirdi. Orada da bunlar yeşim diye çağrıldılar, ta ki Fransız bilim adamı Alexis Damour, Burma’dan gelen parlak yeşil numunelerden bazılarının antik Çin oymalarından farklı olduğuna dikkat edene kadar. Damour, yeni tip çözümleme araçları kullanarak bunların iki ayrı bileşimde olduklarını saptadı; Çin malzemesini “nefrit” terimine aktararak Burma’dan gelen kayalar için “jadeit” terimini yarattı ve böylelikle dünyaya iki tür yeşim bıraktı. Sonrasında daha fazla yapılan analizler, nefrit sözcüğünün yaratılmasına yol açan Orta Amerika yeşimlerinin aslında tıpkı Burma yeşimi gibi jadeit olduklarını ortaya çıkardı. Bu minerolojik kördüğümü düzeltmek için çok geç kalan bilimciler, belirgin şekilde farklı olsalar da her ikisinin yeşim olduğu konusunda anlaştılar.

Bu ikili, ticari anlayışın antik estetiği bulandırmaya meyil gösterdiği Tayvan’da en fazla görüldüğü üzere, uyumsuzluk halinde yaşar. Başkent Taipei’deki Millî Saray Müzesinde şimdiye kadar yapılan en kaliteli nefrit oymaları bulunmaktadır, burası ayrıca dünyanın günümüzde nefrite karşı gösterdiği küçümsemeden büyük ölçüde sorumlu olan bir pazar yeridir. İngiliz Kolombiyası’nda bir yeşim madeni sahibi olan Kirk Makepeace’in de dediği gibi, “Tayvan ve İngiliz Kolombiyası madencileri, bizim içinde bulunduğumuz karışıklığa sebep oldular. Çok aşırı ürettik ve fındık fıstık karşılığında sattık. Sonra Tayvan, ıvır zıvır mücevher oymalarıyla bunu ucuzlattı ve insanları yeşimin sadece eski püskü yeşil bir taş olduğunu düşündürdü”.

İddialar ve karşı suçlamalar arasında, Tayvan’ın temin malzemeleri ve pazarlaması hakkında birkaç şey belirgin durumdadır. Ülkenin Hualien yakınlarında işletilen tek madeni, her yerde bulunan birkaç yeraltı madeninden biridir. Burayı, grevdeki madencilerin, tıpkı benim tropikal bir yıldırım fırtınası sırasında açık bir jipte yukarı savrulmam gibi, hemen hemen dikey olan dağdan birdenbire aşağı doğru yarışmalarına sebep olan 50’den fazla deprem ve artçı şokların meydana geldiği bir günde ziyaret ettim. Her durumda düşük olan yeşim kalitesi, ileriyi göremeyen dinamitlemelerle daha da beter hale getirilmekte ve yıllık 400 metrik ton olarak çıkarılan miktarı, kullanılabilir olarak 100 ton’dan daha aza düşürmektedir. Dahası, İngiliz Kolombiyası nefritinin 400 tondan fazlası yıllık olarak Tayvan’a ithal edilmekte, işlenmekte ve ahlak dışı bir biçimde Tayvan yeşimi olarak ihraç edilerek müşterinin kaynaklarla ilgili algısını zorlaştırmaktadır. Ada, düşük kalitedeki nefriti kilogram başına beş dolardan daha az bir fiyatla ithal etme eğiliminde olup yeşimin koyu yeşil, soluk ve sadece elbise mücevherciliği için olduğu biçimindeki yanlış izlenimleri doğrulamaktadır.

BURMA BAĞLANTISI : Tüccar Frank Mastoloni, Rangoon’un yıllık devlet denetimli Gem Emporium’unda jadeitleri dikkatle gözden geçiriyor. Ancak isyancılar Burma’nın en iyi jadeitlerinin çoğunu elinde tutmakta ve Tayland’a kaçırmaktadır.

Taipei’deki “Yılan Sokağı” restoranımızın dış tarafında yılanların can canlı derileri yüzülürken, maden sahibi C. C. Liang, bana, “Benim asıl işim, kök birası bayilikleridir. Madeni, yeşimin değerli olduğunu düşündüğüm için satın aldım. Müzelerdeki yeşimlere baktığımda, artık yeterli ciddiyette oyma bulunmadığını ve çok fazla üretim olduğunu farkediyorum. Gerçek bir israf bu”, diyordu.

Dünyanın başlıca nefrit üretimi, Pasifik’in öbür tarafında İngiliz Kolombiyası’nın devasa yüzey birikintilerinden elde edilir. Diğer kaynakların tümünü, muhtemelen Avustralya hariç, kıyaslamak anlamsızdır. 1952 yapımı Beechcraft 18 model bir uçakla Smithers’ tan havalanıp kar şapkaları ve buzulların üzerinden kuzeye daldığımız sırada, Mohawk Petrol Şirketinin mineraller bölümü yöneticisi Matt Waldner şunları anlatıyordu : “Kanada’da üç saha, üç şirket ve bir hayli maden arayıcısı var. Mohawk’ın kira sözleşmeleri, kuzey-orta İngiliz Kolombiyası’nın Kutcho Creek sahasındadır; Yukon yakınlarında yukarıda bulunan Cassiar asbest madeni, pazarladığımız bir yan ürün olarak yeşimi üretir; Kirk Makepeace ise, Ogden Dağını kazar. Biz üçümüz, yılda rahatlıkla 500 ton nefrit üretebiliyoruz”.

Yüz tonluk kayaların arasında bir durağa yalpa yaptık. Matt, şaşkınlığıma gülüp, “İşin püf noktası, onu bulmak değil, taşımaktır. Vancouver’ın kuzeyinden 1,500 mil, en yakın yoldan ise 60 mil uzaklıktayız; hiç kimse kayaları uçakla çıkarmaya para ödemek istemiyor”, dedi. Mohawk, nefritle ilgili geleceğinin çoğunu, mermere alternatif olarak yaklaşık 10 santimetrekaresi 100 $’dan satılmakta olan orta kalitedeki işlenmemiş yeşimden yapılan süsleyici döşemelere bağlamaktadır.

Burma yeşimi, Rangoon’da bir satıcının işaret fenerinde olduğu gibi, ayrıca ülke içinde karaborsada satılmaktadır.

Ogden Dağı, istendiği ya da ihtiyaç duyulduğu yerlerde yeşimin nadir bulunduğunu bir kere daha ispatlıyor. Smithers’ın 90 mil kuzeydoğusundaki maden ve kamp, 1800 metre yüksekliğindeki dağın 1500 metre yukarısında bir düzlüktedir. Mümkün olan tek yolu kullanarak, denize konabilecek biçimde donanmış Beaver model bir uçakla, inişler için yeterince uzun ve kalkışlar için önemsiz denecek kadar kısa olan Squawkbird Lake adlı baraj gölüne vardım. Arazinin enerji dolu sahibi Kirk Makepeace, bavullarımı toplamak için iskelenin yakasına fırladı, hareketi hakkında duyduğu kıvançtan dolayı patlayacak gibiydi. Ayak uzunluğundaki kayaların üzerinde dört çekerli aracını sendeleterek sürerken, sesi sanki yeniden doğuş ayini düzenleyicileri gibi çıkıyordu : “Diğer madenci kadar kabahatliydim, ama artık değilim. Bir kere yeşimin kilo başına 50 cent’e gitmesini sağladım. Bu, dünyanın büyük değer verdiği yenilenemez bir değerli taştır, biz ise ona İngiliz Kolombiyası’nda topraktan çıkarılan diğerleri gibi davranıyoruz, sanki sadece çıkarılıp satılacak bir şeymiş gibi”.

Gümbürtüler arasında konuşurken, Kirk, stratejisini anlattı : “Artık Tayvan’dan bağımsız olacağım, yeşimlerimi yok pahasına fiyatlarla satmaktan vazgeçiyorum. Gizli silahım ise, Çin. Zorla o pazara girdim. Geçen yıl yaklaşık 104 ton satış yaptım, bunun 100 tonu Çin’e, 4’ü ise Tayvan’a idi”.

Kirk’ün açık işletme (yüzeyden maden arama ve kazma) işletme operasyonu, bir arı kovanı faaliyeti gibidir, Kirk, ailesi ve yardımcıları Chris Kalyn ve Rich Hampton ile birlikte tam bir devridaim işgücü biçiminde bu iş yürütülür. Akaryakıtla çalıştırılan beş adet testere, blokları dilimlere ayırırken, yakınlardaki bir tomrukçuluk projesinden mülteci olarak gelen muazzam bir itici ise, 14 tonluk yeşim kayalarını işleme hattına sürer.

Chris, tıpkı Çin sirkindeki tabak çeviricileri gibi görünüyordu : bir testereden hızla diğerine atılıyor, tankları dolduruyor, su soğutucusunu ayarlıyor, testere ağızlarını indiriyor ve üç aylık sezon esnasında uğuldayan her şeyi korumak için yeşimi hareket ettiriyordu.

O zamana kadar bulunmuş en büyük yeşim kayası olabilecek bir parçaya su sıçrattığı sırada Kirk devam etti : “Buradaki Koca Baba (Big Papa), meşhurdur. Bu uçtan 1972’de kesme yapmaya başladıklarında, 150 ton ağırlıkta olduğu hesaplandı; sadece en iyisi değil, aynı zamanda en büyüğüdür. Bu yüzden zaten fikirden büyülenmiş olarak Çinliler geldi. Koca Baba’dan 20 ton aldılar, kilo başına 10 $ dolar ödeyerek, 200,000 $ ile en üst fiyatta aldılar. Tüm sezonum hemen orada ödendi. Sonra 80 ton daha satın aldılar! Işığı görmüştüm artık. Nefrit, kârlı olarak satılabiliyordu ve İngiliz Kolombiyası aslan payına sahipti”.

BİR İMPARATORİÇENİN PARMAĞINA UYGUN, Burma jadeitinden yapılmış, cabochon’da kesilmiş ve etrafı taşlarla çevrilmiş yüzüğün (kraliyet yeşili renginde, en iyi kalitede), Hong Kong’da 32,000 ABD dolarına satıldığı bildirildi. Satıcı, yüzüğün çıkarıldığı kayayı Burma’da yaklaşık 20 yıl önce satın almış, “ve sadece bu işlenmemiş taşları elimizde tutarak para kazanıyoruz” diyordu yazara.

Kanadalıların üstünlüğüne son verebilecek tek kişi, Güney Avustralya’da 48 yaşında alışılmadık bir madenci olan Graham Robertson’dur; kendisi, muazzam Cowell yüzey yeşimi birikintilerini denetleyen Adelaide’lı sessiz eski bir borsa simsarıdır. Bir nefrit kayasının çıkıntısı üzerinde pena ile bir melodiyi tıngırtmak için ayar yaparken dediğine göre, “Derin deniz limanlarına doğru giden döşemeli bir yol üzerindeyiz. En az 80,000 ton var ve henüz herhangi bir birikintinin dibine ulaşmadık”.

Bu kocaman birikintiyi saldırgan bir tutumla satmak, hem İngiliz Kolombiyası’nda hem de Tayvan’da çok önemli bir etkiye yol açardı. Ancak Graham, sağduyulu bir şekilde ilerliyor. Dört tane kangurunun yolun kenarında hopladığı sırada, bir yeşim taşı ocağında öğle yemeği için yerimize kurulurken, müdür Hilary Carody ile birlikte Graham ve ben, kendimizi küçük kayalardan ayak dayama yerleri yapılmış güzel biçimli yeşim oturaklarda buluverdik. Graham, satış ikilemini açıklıyordu : “Piyasada gördüklerimi beğenmiyorum. Yeşim burada nadir bulunur bir şey değil; etrafımız yeşim ile çevrilmiş. Fakat nefrit, ona sahip olan her kültürün büyük değer verdiği nadir ve harika bir malzemedir. Artık, dünya ucuz yeşil incik boncuklara ihtiyaç duymuyor”.

Cowell, gördüğüm hiçbir madene benzemiyor. Hiçbir faaliyet ve ekipman yok. “Elimizde hiçbiri yok”, diye onayladı Graham. “Her iki yılda bir, kasabada zincir bağlı bir çitle birlikte bıraktığımız 200 tonluk yükü dışarı çekmek için bir buldozer ve bir çift kamyon kiralarım. Bunu Çin’deki yeşim toplayıcılarıyla ya da Kanada’daki şiddetli soğuklarda donan zavallı adamlarla bir karşılaştırsanıza”.

Cowell’de olağandışı olan şey, inanılmaz yeşil nefrit miktarlarına ek olarak, Graham’ın egzotik uygulamalar için ideal olan zengin bir siyah yeşim birikintisine sahip olmasıdır, bunların neler olabileceğini Graham belirlemektedir. Ellerimde yüzeyi pul pul olmuş kahverengimsi bir yumruyu havaya savurup dururken, Graham şöyle dedi : “Elindeki paslanıyor. İçi saf siyahtır. Nefritteki yeşil renk, yüzde bir ile dört arasında herhangi bir oranda olabilen demirden kaynaklanır. Bunda ise, demir oranı yüzde sekizin üzerinde, yani siyah olduğu kadar yeşildir. Bir zamanlar Wyoming’de siyah nefrit vardı, şimdi ise bende var”.

Hilary, yeşim kesmeyi ve parlatmayı kendi kendine öğrenmiş. Tüm Pazar günü, cabochon’ları biçimlendirmeyi ve yüzeylerine düzgün bir parlaklık vermeyi öğrendim. Kusursuz bir oval biçim vermek için mücadele ettiğim sırada, “Bu siyah yeşim, dünyanın en iyisidir, bulunan en güzel dokulu nefrittir”, diyerek, bir tane verdi. “Bir imparator aynası olmak için uygun. Bunu kilo başına 54 $, yeşil olanı ise 7 $ fiyatla satarız”.

Oymacı-madenci Cliff Dalziel, dağ yamacında kendine ait maden arazisinden bir nefrit kayasının helikopterle taşınmasını izliyor. Maoriler şimdi kutsal Arahura Irmağının yatağını sahiplenmektedirler

Graham’ın birikintileri hakkında tam ona bahsediyordum ki, “yeşimlerin üzerinde mi yürüyor yoksa?”, diye bağırdı Cliff Dalziel. Zinde yapılı, kır saçlı 57 yaşındaki Yeni Zelanda’lı maden arayıcısı, babasınınkinin ardından örnek alınmış sert bir hayatı seçmişti. Greymouth’un kuzeyinde, Güney Adası’nın (South Island) rüzgarla süpürülmüş batı kıyısındaki evinden, Arahura Irmağının Güney Alplerinde doğduğu yere doğru bir buçuk saattir araba sürüyor. Sonra, Yeşim Deresindeki (Jade Creek) kampına, helikopterlerin gelebildiğine inanmadığım kadar dar olan bir yarıktaki kabine doğru, dört saat boyunca ha bire yukarılara yürümeye başlıyor. “Bu, yapmayı bildiğim tek yol” diye anlattı Cliff, o sırada bir dere yatağında sualtına gizlediği 400 librelik (180 kilo) bir kayayı kamalamak için bir demir çubuk kullanıyordu. “Elimde 1,200 libre (540 kilo) olduğu anda, çekip gider ve bir saati 750 Yeni Zelanda dolarına (445 ABD $) bir helikopter kiralarım (benim için pahalı bir yol)”. Ve batı kıyısı ırmaklarında yeşim ya da pounamu avlamak için Kuzey Adası’ndan (North Island) Güney Adası’na eski Maori kanosu yolculuklarından çok farklı.

Son günlerdeki Maori militanlığı, hem 3.3 milyonluk Yeni Zelanda nüfusunu hem de maden arayıcılarını kutuplaştırmıştır. Kavgaya yönlendiren kişi; büyük, iri yarı, saçı dökülmüş, sempatik, alışılmadık isimli yerli eylemci Tipene O’Regan’dır. “Amaçlarımız ve dileklerimiz, basittir” diye bağırıyordu Maorilerin kutsal saydığı Arahura ırmağında kayadan kayaya hoplamalarının arasında. “Bu adalar bizimdi, onları Avrupalılara kaptırdık ve şimdi geri istiyoruz. Başkanlığını yaptığım iki Maori organizasyonunun halihazırda 15 milyon Yeni Zelanda doları eden arazisi var ve şimdi Maoriler, kaynağından denize kadar Arahura ırmak yatağını sahipleniyorlar. Hiç de fena bir başlangıç değil”.

TAŞ DEVRİ, Maori ve Yeni Zelanda yerlileri için yeşim çağı idi; çünkü onların taşı nefrit (ya da “pounamu”) idi. Yeni Zelandalı oymacı Ian Boustridge, merak uyandırıcı etkiye sahip olan Maorilerin “koru” spiral motifini taşımaktadır.

Maoriler yeşim taşından korkutucu savaş tokmakları (ya da “mere”) yaparlardı (solda). Yerlilerin hei-tiki tılsımları (sağda), James Cook’un ziyaretinden sonra popüler olmuştu; 1900’dan 1914’e kadar Almanya’da milyonlarca üretildi.

SADECE UFALAMA, eski bir bloktan yapılıyor, Koca Baba lakabı takılmış 150 tonluk bir canavarın bir zamanlar parçası olan sekiz tonluk bir İngiliz Kolombiyası nefriti, Kirk Masterpiece tarafından parçalanıyor. Öte tarafta, elmas uçlu testereler daha rahat işlenebilir uysallıkta parçalar kesiyor. Yeşimin, Kirk’e ait Ogden dağındaki madenden demiryoluna kadar 200 mil taşınması gerekli. Eskiden Tayvan piyasasına kilitli iken, Kirk geçen yıl Çin’e başka nefritlerle beraber Koca Baba’dan 100 tonluk bir miktar satış yapmış.

Guatemala’da Jay ve Mary Lou Ridinger, uzak Motagua ırmağı vadisinde jadeit çıkarıyorlar. Yeşimi parça parça çıkarmak amacıyla yapılan bir testte, çiftin fabrikasındaki bir işçi, jadeit kayasına magnezyum alevi tutuyor; kaya, su serpiştirildiğinde çatlayacak.

Kaliforniya’nın Big Sur (Büyük Ötesi) bölgesinde oymacı Don Wobber ve arkadaşları, Yeşim Koyu’nun dibinden bir iç lastikle kaldırılan nefrit ganimetini sahile çekiyorlar.

GÜÇ GÖSTERİSİ, Sibirya nefritinden yapılmış altın kakmalı bir Fabergé topu (aşağıda) Çar II. Nikola tarafından Kayser II. Wilhelm’e muhtemelen 1905’te müttefikliklerini bitirmelerinin sonrasında verildi. Fabergé atölyesinden çıkan başka yeşim parçaları arasında küçük ve işlevsel bir çiçek sulama kutusu, XVI. Louis tarzı minyatür bir sehpa ve hizmetçileri çağırmak için bir masa zili bulunmaktadır. [STICHTING HUIS DOORN KOLEKSİYONU, DOORN, HOLLANDA, 21 CM UZUNLUK]

HAYALPEREST BİR OYMACI, Qing hanedanı dönemine ait bir kemer tokasının (yukarıda) üzerindeki ejderler için, bir Burma jadeit kemerinin kırmızı yüzeyini kullanmış. Kemerin ucuna kadar her parçaya sırt kısmından düğmeler iliştirilmiş. [EDWARD DOMINIK KOLEKSİYONU, BEVERLY HILLS, KALİFORNİYA , 8.5 CM UZUNLUK]

YEŞİM SAYFALARI, Bir inç’in sekizde biri incelikte yeşimden (yukarıda) yapılmış olup bir imparator tarafından incelenen bir Budist sutra kitabı için altın yapraklı karakterlerle kabartmalı olarak işlenmiş. [C. M. WONG KOLEKSİYONU, SİNGAPUR, 10.5 CM UZUNLUK]

Ming hanedanı (M. S. 1368 – 1644) döneminde bir nefrit parçasından, birbirine sarmaşık gibi sarılmış ve uçları düğümlenmiş iki ip parçasını yapan eller çok marifetli olsa gerek.[ULUSAL MÜZE, TAIPEI, TAYVAN, 10.4 CM UZUNLUK]

Küre biçimindeki taşların üzerinde denge kurmaya çalışarak durdum, yüzeyin altında parlayan yeşil şekile gözlerimi dikmiş bakıyordum. Pazar öğlesinde bizimle yeşim aramaya çıkan üç “teyzecik”ten birisi üzerime eğilip ilgimi çeken nesneye baktı ve küçümser bir ifadeyle, “Biz bunu Leverit diye adlandırırız”, dedi. Gülümseyiş. “Onu hemen oraya bırak; çünkü o sadece bir kaya”. Jet Ranger helikopterimizin içinde Güney Alplerinin zirveleri ile alçak kış bulutu örtüsü arasındaki ince pencereden geçerken, Russel Beck’in verdiği ansiklopedik bilgiler, defterlerimi dolduruyordu. Yeni Zelanda yeşiminin Rönesans adamı, tarihi sorgulamak için yeşimi kullanıyor. “Maorilerin hemen hemen 1000 yıl süren hakimiyetleri sırasında Maoriler ile diğer yeşim kültürleri arasında bir paralellik var. Yiyecek ve sığınağın dışında, her uygarlığın ana gereksinimleri, aletler, silahlar, din ve sanattır. Yalnızca tek bir taş, bu gereksinimlere hizmet etmiştir”. Ve kendini savunmak için, hiçbir şey bir yeşim mere’yi yenemez (mere : savaşta tek vuruşla düşmanı devirebilen Maori tokmağı).

600 metre yukarıda bir derenin yanına indikten sonra, kıdemli park korucusu Brian Ahern ile birlikte, yumuşak yosunlu bir zemin boyunca, bir dağ kayını ormanının içinden, iki şelale arasında yatan 25 tonluk bir yeşim kayasına doğru yürüyüşe geçtik. “Bunu kurtarmaya çalışıyoruz”, dedi Brian, bir köşesini ovarak. “Mount Aspiring Millî Parkında halkın erişimini sınırlayan ve madenciliği yasaklayan bir ‘özel alan” olarak 4,000 İngiliz dönümü büyüklüğünde bir yer ayırdık. Buradan, dünyada nefritin korunduğu tek yer olarak bahsediyorum”.

Sonra, bir Haziran ayı alpin kar fırtınasında arabamızı sürerken, Invercargill’deki Southland Müzesinin müdürü Russel’a nefritin neden Maori yaşamının çekirdeği olduğunu sordum. “Basit”, diye yanıtladı, arka koltukta atıştırarak. “Benzersizdir. Vurduğunuzda ya da ısıttığınızda, kırılmaz. Neolitik bir kültür olan Maoriler için, nefritin sertliği ve tokluğu, metal benzeri özellikler sağlıyordu. Avrupalıların tasarladığı nefrit aletler, çekiçler, keskiler ve hatta çiviler yaptım; Maorilerin yaptıklarını kâşif James Cook’un getirdiği metallerle kıyasladığımda, eritilemeyip potaya dökülememesi ya da farklı biçimlere işlenememesi haricinde, aynı ya da daha üstün olduklarını saptadım. Burada, Çin’de ya da Orta Amerika’da yeşime sahip herhangi bir topluluğun, komşuları üzerinde açık bir üstünlüğü vardı”.

Çinliler ve Orta Amerikalılar, metal kültürlerine doğru ilerleme geçirmiş olsalar da, kaptan Cook geldiğinde Maoriler hâlâ Taş Devrinde idi. Üç gurubun tümü de yeşimi aynı temel yöntemlerle işliyordu. Dilimler, sulu bir kuartz ya da lâl taşı veya kum bulamacı ile ıslatılmış zımparalayıcı testereler kullanılarak kesiliyordu. Delikler, bambu, tahta ya da ıslak aşındırıcı ile kaplı metal uçları matkap gibi döndürmek suretiyle açılıyordu. Oymalar, yeşim tozu ya da kum ile parlatılıyordu. Tek bir parçayı biçimlendirmek için çoğunlukla aylar ya da yıllar gerekiyordu.

“KENDİMİ KANDIRIYORDUM”. Fritz Ragatz, sonradan farketti ki, o ve karısı Barbara, Canton Ticaret Fuarında alışveriş yaptıkları sırada, Wisconsin’deki perakende satış mağazalarında bulundurmak için iyi gibi görünen yeşimlere çok çok az bir fiyat ödemişlerdi. Her ne kadar acenteleri daha önce malların gerçek olduğunu söylediyse de, eve dönüşlerinde tahlil ettirdiklerinde taşların yeşim yerine bovenit (sert bir serpentin (yılantaşı) çeşidi) olduğu ortaya çıktı.

Kaliteli oymacılık, nadir olsa da, ölmekten uzaktır.  Birkaç Batılı, Hilary Carmody’nin deyişi ile “yeşimkolik” olmuş durumdadır. Russel Beck’in yanı sıra, başka üç tane kaliteli ve çağdaş Yeni Zelanda’lı nefrit oymacısıyla kendi atölyelerinde tanıştım. Her biri, oldukça bireyselleştirilmiş bir tarzla evrilmeden önce, kendi “Maori” döneminden geçmişti. İkmallerini temin etmek için yeşim araştırmaları yapan Ian Boustridge, Maorilerin koru adı verilen spiral desenini ele almış ve onu zarif mücevher tasarımlarına aktarmıştır. Yaptığı büyük egzotik kadın başları, halihazırda koleksiyoncuların parçaları arasında yer alır. Donn Salt’ın olağandışı oymaları, muhteşem şekilde işlenmiş ve hayallerden ortaya çıkarılmış imgelemlerdir. John Edgar, şekil ve taşı ne kadar saf bir biçimde birleştirebileceğini görmek amacıyla tasarımlarını daha temel formlara yoğuşturmaya devam etmektedir.

Polarize edilmiş ışık kullanılarak çekilen mikroskobik fotoğraflar, yeşimin gerçek yapısını ortaya çıkarmaktadır : Kaliforniya jadeitinin iç içe geçmiş kristalleri (üstte) ve Avustralya nefritindeki lifli, sıkı örgülü doku (aşağıda).

Bu küçük gurup, İngiliz Kolombiyası’ndan Lyle Sopel, Alexander Schick, Tom Duquette, Deborah Wilson, David Wong ve Kaliforniya’dan Don Wobber ile birlikte dünyanın çağdaş yeşim oymacılarıdır. Bu yenilikçiler, yeşim hakkında eski bir Çinli deyişinin esinlendirdiği yollarla malzemenin kendileriyle konuşmasını sağlıyorlar : “İşimiz, çıkarma yapmaktır; toplama yapamayız”.

Dünyanın belki de en tuhaf yeşim çıkarma operasyonu, Kaliforniya kıyısının biraz açığında ve Carmel’in güneyinde yer alan Yeşim Koy’unda (Jade Cove) suyun 9 metre altındadır. 60 yaşında sırım gibi adaleli bir vücuda sahip Don Wobber ve ben, aşağılarda kayalık bir kıyıya doğru 50 metre kadar düşen dar ve dik yolu ok gibi suları sıçratarak gittik. Don’un yeşim tutkusu, eksiksiz. ”Burada nefrit olduğunu herkes bilir; ama benim dışında hemen hemen hiç kimse, hediyelik eşya çakıllarından başka bir şey çıkarmaz”, dedi.

Sebebini görmek kolay. Bu iş, ölü gibi görünüşüyle aldatıcı, ama dalgıçları lapa gibi ordan oraya vuracak kadar güçlü dalgaları olan buz gibi sularda sert, zor ve tehlikeli bir iştir. Kıyıda iken, “Dinle bak”, diye dikkatimi çekti Don. “İngiliz Kolombiyası için fazla bir tehdit değilim. 1973’ten beri sadece 15 kadar kaya yüzdürdüm”. “Yeşil hararet”in bir başka kurbanı olan Don, masa üstleri için ve coşkulu yerel takipçileri olan benekli yeşimli serbest formdaki heykeller gibi şekiller için bazıları iki tonu veya daha fazlasını bulan kayaları levhalar halinde dilimlemektedir. Bir keresinde Kolomb-öncesi Kızılderililerin yeşimi nasıl bir yararlı yemek pişirme gereci olarak kullandıklarını denemiş. “Ne kadar iyi pişirdiğine inanmayacaksınız. Taşları ateşte kızgınlaştırdık, sonra onları bir tencereye attık, taşlar suyu saniyeler içinde kaynattılar, hatta hiç çatlamadılar. Ayrıca bir tür ters fırın şeklinde, kızgın yeşimin etrafına yemeği sararak pişirdik”.

Üçüncü büyük yeşim kültürü, bilimciler ve koleksiyoncular arasında en çok tartışma konusu olandır. Orta Amerikalılar 3,000 yıl boyunca yeşimi Doğulu benzerleri gibi hayranlık uyandıran bir biçimde kullandılar. Hatta, taşın sağlık üzerine etkisi hakkında kıyaslanabilir inançlar geliştirdiler ve ölen şeflerini yeşim mozaiği maskeler ve süslerle onurlandırdılar. İspanyolları karşılayan Aztek kralı Moctezuma, kendi Kızılderili değerleri ile metal delisi Avrupalılarınkiler arasındaki farkın kesin olarak yerini belirlemişti. Cortés ile karşılaşmasından sonra, söylentiye göre danışmanlarına, “Tanrıya şükür, sadece altın ve gümüşte kalmışlar; yeşimi bilmiyorlar” anlamında bir şeyler söylemiş.

Ancak Orta Amerika yeşimi, genelde göründüğü gibi değildir. Yöreye özgü doğal yeşim, tıpkı Burma’lı kayalar gibi, jadeittir. Bununla birlikte, dünya, daha az parlak Guatemalalı renkleri uygulamada atlayarak Burmalı jadeite daha yüksek prim vermektedir. Ve Şikago Field Müzesi (Chicago Field Museum) yardımcı müdürü Bennet Branson’un dediği gibi, “Çok az müzeci, Orta Amerikan oymaları işinde yer almak istiyor; çünkü bunların çoğu yeni yapılmış sahte parçadır ve gerçekten eskiden yapılmış olanların çoğu jadeit bile değildir”.

OYMALI HER YEŞİL TAŞ, yeşim değildir; bu gerçek, Denver Sanat Müzesindeki Yeni Dünya sanatı bölümünün müdürü olan zor beğenir ve kuşkucu kişilikli Bob Stroessner tarafından keşfedilmiştir. Onun sağındaki Smithsonian arkeoloji bilimcisi Ron Bishop, Honduras’taki Copán şehrinden gelen bir Maya oyma taş levhasına (bkz. bir sonraki fotoğraf) özgül ağırlık testi uyguluyor; Stroessner’in gerçek yeşim olduğuna inandığı levha, testten geçemedi. Yazar Fred Ward, başlıca metilen iyodürden oluşan ve 3.0’lık özgül ağırlığa sahip olacak şekilde hazırlanmış olan özel bir kimyasal karışım temin etti. Jadeitin özgül ağırlığı, 3.2 ila 3.4 arasındadır ve bu nedenle sıvıya daldırıldığında, dibe batar. Yeşime benzeyen taklit taşlar olarak bilinen albit, serpentin ve krisopraz gibi birçok Orta Amerikan taşının özgül ağırlıkları 3.0’dır ve sıvıda yüzerler. Yüzen Copán levhası muhtemelen albittir. Aynı yeşim parçasından oyulduğuna inanılan diğer iki adet Maya levhası, farklı bir hikâye anlatmaktadır : Biri sıvıda yüzmektedir ve muhtemelen krisoprazdır (sağda); diğeri ise muhtemelen jadeit olup batmaktadır (en sağ). Diğer beş müze, bu zararsız yöntemli testleri reddettiler, bazıları yeşim diye etiketlenen eserlerin yeşim olmayabileceğini kabul etmek durumunda kaldıl. “Bu, arkeolojik değeri kaybettirmiyor, ama sanırım parçaları test ederseniz ve onlara zarar vermezseniz, bu çok kötü bir dikkatsizlik ve gözden kaçırmadır”, diyor Ward.

Honduras’taki Copán şehrinden test için getirilen Maya oyma taş levhası.

“Görmeseydim, inanmazdım”. Denver Sanat Müzesinin Yeni Dünya sanatı bölümünün müdürü ve Smithsonian Enstitüsünün Doğal Kaynakları Koruma Çözümsel Laboratuvarında üst düzey araştırma arkeoloğu olan Bob Stroessner ve ben, müzenin üç pound’luk yeşil levhasını metilen iyodür çözeltisine daldırdık. Jadeiti batırmak, nefriti askıya almak ve diğer birçok taşı yüzdürmek için gereken bir karışım olan ve 3.0’lık özgül ağırlığa harmanlanmış olan bir test sıvısı sipariş etmiştim. Ağır sıvının yüzeyine patladığında, bu Kopan (Copán şehrinden gelen) levhasının gerçek jadeit olmadığı inkâr edilemez biçimde ispatlanmış oldu. Parçayı kuruturken Don, “Albit’e benziyor. Bunların kaçının sahte olduğunu bilmiyorum; ama bir sürü var. Beni asıl ilgilendiren, güvenilir olanlardan hangisinin jadeit olduğu ve nereden çıkarıldığıdır”. Ron, parlak yeşil renkte Maya jadeitinin ve tüm Kosta Rika ham maddesinin kaynaklarını keşfetme çabasında, eserleri analiz etmek için yıllarını harcamıştır. “Bu, tarihte bir kültürün en değerli maddesinin dünyadan kopup kaybolduğu yeri bildiğim tek durumdur”, diye kederleniyor. Daha sonra, Denver’daki 600 parçalık olağanüstü Frederick R. Mayer koleksiyonunu test ettiğimizde, Ron’un gözlemi şöyleydi : “Kosta Rikalı ‘yeşim’ koleksiyonlarının çoğu sadece yüzde 20 oranında jadeit içeriyor. Parçaların çoğu, kuartz, diyopsit, krizolit (zebercet taşı) vb.’dir. Orta Amerika’daki başka bir yerde, aventurin (yıldız taşı), krisopraz, albit ve diğer birçok yeşil kayalar görürüz. Bu bölgeden olan ve bir yerlerde sergilenen eserlerin yarısının gerçekten yeşim olduğu konusunda kuşkum var”. Eğer taş, yeşil olsaydı, Orta Amerikalılar onu yontup oyarlardı. Bilimsel ve yasal olarak, sadece nefrit ve jadeit, yeşim diye çağrılmalıdır. Arkeologlar, oyulmuş tüm materyali bir kapsam altında toplamak için, “kültürel yeşim” diye yeni bir terimi ileri sürmek suretiyle zaten karışık durumda olan bir tarihi yanıltıyorlar.

Bir Orta Amerika turunun, gördüklerimin çoğunun jadeit olmadığına beni ikna etmesinden sonra, ilkin Ron ile temas kurdum. ABD ve deniz aşırı ülkelerdeki arkeologlar ve müze yöneticileri aralıksız olarak parçanın otantik ve yeşil olduğu sürece, maddesinin önemli olmadığını söylüyorlardı. Merak ediyorum, acaba sarı olarak gösterilen tüm metallere altın diye etiket koyar mıydılar? Doğrulanmış kimyasal analizler ve özgül ağırlık testleri yapmak için izin araştırırken, aralarında Peabody, British Museum ve Dumberton Oaks’un da bulunduğu ana müzelerle temas kurdum. Aralarında teste karşı duyulan kaygının da yer aldığı değişik nedenler yüzünden reddettiler.

Ondan sonra, The Geographic dergisi editörü Bill Garret, PIDAS adı verilen ve buluntu parça analizi için olanak dahilinde olan yeni bir taşınabilir ışık spektrometresinden söz etti. Uzaktan yeryüzü algılaması için tasarlanmış olsa da, jadeiti özgül ağırlık testlerinde batan diyopsit ve krizolit adlı iki taklitçi mineralden ayırabilmektedir. Denver’da ilk başlarda elde ettiğim sonuçları onayladıktan sonra, cihazı aldım ve Tikal maskesinin mozaik parçalarını analiz etmede cihazın göstereceği başarının, buluntu eserlerin aslına uygunluğunun denetlenmesinde bir devrime işaret edeceği ve müzelerin güvenli biçimde koleksiyonlarını onaylayabilmelerini sağlayacağı yere, Guatemala’ya götürdüm.

“Diğer kimseler onu gördüklerinde, ellerinde gerçeği olmayabilir ya da onu tanımayabilirler; fakat çevremizdeki her şey, ağırlıklı olarak jadeittir”. Bu sözler, Guatemala’nın eskiden bir İspanyol kolonisi olarak hizmet veren Antigua kasabasında, Jay Ridinger’a ait Jades, S. A. adlı firmanın dış depo alanında gösterişli bir deneye hazırlanmamız sırasında, Ridinger’ın konuşmasında geçti. Jay ve eşi Mary Lou buraya 1973’te ABD’den gelmişler ve ilk bulguya 1975’te rastlamışlar. “ Kolomb-öncesi yeşimi ile ilgili kaynaklar, İspanyolların varışından 1955’e kadar geçen 450 yıllık süre içersinde kayboldu.”, diye kaydetti Jay, “yani, Motagua Vadisinde ilk kaya keşfedildiği zaman”. Yeşimin yerini belirlemek, onu yalıtılmış ve yolu olmayan bir vadiden çıkarıp götürmek, her şeyin katırlarla ve insan sırtında taşındığı bir yerde epey zor bir iş.

SOLDA : YEŞİM MÜZESİ, INSTITUTO NACIONAL DE SEGUROS, SAN JOSE, KOSTA RİKA, 18 CM. BOY. ORTADA : ASYA SANAT MÜZESİ, AVERY BRUNDAGE KOLEKSİYONU, SAN FRANSİSKO, 8 CM. BOY. SAĞDA : YEŞİM MÜZESİ, 9 CM. BOY.

Jay’in magnezyum kaplı çelik tüpü, küçük bir cehennem gibi gürlüyor, yeşim kayası içinden geçen yolunu ısıtmaya yeterli ısı üretiyor ve soğuk su sıçratıldığında aniden çatlama sağlıyordu. “Eğer bu yöntem yeterince ucuz olduğunu ispatlarsa, kayaları benzinle çalışan testerelere götürmek yerine, oldukları yerde parçalarız”.

Şüphesiz Ridinger ve diğerleri, Mayaların kullandığı bir kaynaktan yeşim çıkarıyorlar. Ron Bishop, tek kaynağın bu olduğundan emin değil. Fred Mayer’in Kosta Rika balta ilahlarından düzinelercesini test ettiğimiz sırada, dedi ki : “Motagua Vadisinin çok sayıda kazılmış esere ait doğru bir kimyasal profili var. Ne Belize, ne de Chichén Itzá, Olmek ya da Kosta Rika mavisinde gördüğümüz parlak yeşil renge sahip değil”. Ya başka bir yerde asla olmamış ve olması pek de mümkün olmayan en iyi Maya yeşimleri işletilip tüketildi, ya da hâlâ bulunacak başka birikintiler var.

Kafamdaki bilimsel kargaşa ile birlikte, birkaç yüz coşkulu taraftarın kurduğu Londra tabanlı serbest bir topluluk olan Yeşim Dostlarının Amerikalı genel başkanı Bob Frey’i ziyaret ettim. “Çoğu üyeler”, dedi, “Orta Amerikan sanatından ürküp Çin sanatını topluyor”. 1666’da kurulmuş olan Spink & Son Ltd, St. James sanat tacirleri şirketinin civarındaki tavşanı bol ambarların birinde, Roger Keverne, dolaplardan çekmecelere uzanıyordu, her dönüşünde bol miktarda oymaları ortaya çıkararak, “Biz, yeşim uzmanıyız”, dedi, ellerinde Han dönemine ait küçük hayvanları tutarak : “ve müşteri zevkinde muazzam değişiklikler gördük. Bu iş, yeşimin değerini bilecek kadar daha yaşlı, daha olgun meraklılarla iyi gidiyor gibi görünüyor. Paralı gösterişçi gençlerle arası iyi değil. Eski Çin eserleri hâlâ iyi para getiriyor; fakat iş, anlaşılır biçimde ikiye bölündü : Çin nefrit oymaları koleksiyoncuları ve Burma yeşimi mücevherat alıcıları”.

Harmanlama parçalardan hoşlandığını açık açık söyleyen 70 yaşındaki tüccar-kolleksiyocu Edward Dominik ile tanıştığımda, Beverly Hills’teki o bölüm üzerinde düşünüyordum. Belirgin biçimdeki ağır Viyanalı aksanıyla sordu : “Neden insanlar her iki yeşimi birden takdir etmezler ki? Her ikisine de sahip olup satmayı seviyorum. Canımı sıkan ise…” diye sızlandı, eliyle Burma jadeitinden 50,000 dolarlık elmas kenarlı bir kolye ucunu çevirerek : “Hong Konglu bir tüccarın 600,000 dolarlık bir jadeit gerdanlık satması, ama evinde tek bir parça bile Çin nefriti olmaması. Bu Çinliler, miraslarını kaybetmişler”. Belki de kaybetmişlerdir, Orta Amerikalılar ve Maorilerle birlikte.

Dünyanın yeşim hakkında kafasının karışmış olmasına şaşmamalı. Çin, Hong Kong ve Tayvan’daki tüccarların üç düzine farklı taşın yeşim olduğunu iddia etmesine karşın, birçok müze müdürü ve arkeolog, yeşil oldukları sürece Orta Amerikan oymalarının ne olduğunun pek önemli olmadığını öne sürüyor. İlk yeşim kullanıcıları sahip oldukları diğer tüm varlıkların üzerinde ona değer vermişler, onun faydalarını, güzelliğini ve algılanabilir güçlerini kültürlerinin merkezi haline getirmişlerdi. Şimdi ise, New York’ta bir öğle üzeri dükkancısı, İngiliz Kolombiyası’ndan gelip Tayvan’da işlenmiş bir nefrit gerdanlığı 10 dolara satın alabiliyor. Şimdi o kadına Cennet Taşını satın aldığını söyleyin bir kere ve akıl sağlığınızı savunmaya hazırlanın. Belki mevcut durumda çok fazla miktarda yeşim var. Veyahut zamanı nanosaniyelerle ölçmeye ve reklamlar arasında geçen dikkat çekme zamanlarını hesaplamaya başladığımızda, şekillenmeye başlayacağı ırmak çakılından büyük özenle çıkarılmış, benzersiz bir şekilde düşünülüp yaratılmış bir sanat eserine karşı sabrımızı da kaybettik.

Çok yazık! Yeşim daha iyisini hak ediyor.

Reklamlar