Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bozkurt’un Türk’ün tarihindeki yeri çok önemlidir. D.Ö. 3 bininci yıllarda İtalya’da yaşamış ön Türklerden olan Etrükslerde de Bozkurt vardır (Roma şehrinin simgesi Bozkurt heykelidir). Orta Asya’dan Hazar Denizi’nin kuzeyinden geçip Balkanlara gelen Bulgar Türklerinde de Bozkurt’u görmekteyiz. Ergenekon Destanı’na göre de Çin İmparatoru Toy-uy atalarımız olan Kök Türük’leri (Türük Bil) katliâma tabiî tutmuştur. Bu katliâmdan kurtulan 500 Türk ailesi Ergenekon vadisine sığınıp 96 yıl orada yaşamışlar ve çoğalmışlar. Hakanları olan Mete soyundan gelen Bumin’e Ergenekon’dan çıkışında dağ geçitleri yolunu gösteren Bozkurt’tur. Bu yardımından dolayı da Türk bayrağına kurt başı konmuştur. Diyebiliriz ki Bozkurt tarih boyu Türk’e bağımsızlığının yolunu gösteren bir simge olmuştur.

https://onturk.wordpress.com/2011/06/29/%E2%80%9Cbozkurt-ve-mankurtun-turk-icin-anlami/

Bu, Türk tarihindeki Bozkurt’un en kısa anlatımıdır. Şimdi de Bozkurt’un günümüzdeki anlamına gelelim:

BOZKURT- Türk kimliğinin bilincinde olandır. Türk kimliğini, vücudunun her zerresinde her an ve her olay karşısında hisseden insandır. Türklük bilincinin ne anlama geldiğini en iyi bilendir. Bu bilinçle gerekeni gerektiği yerde, gerektiği şekilde en iyi yapan, Türk milliyetçisidir. Ruhundaki Türklük bilincini aklıyla birleştiren gerçek davâ adamıdır. Gerçek Türk aydınıdır.

MANKURT- Büyük Türk aydını roman yazarı Cengiz AYTMATOV’un anlattığı Mankurt kavramı “fikren Ruslaşmış Türktür”. Görünüşte Türk kimliği taşıyıp da içinde, ruhunda kendini Rus hissedendir. Mankurt Türk’e karşı Rus’un yanında savaşandır. Yani idraksız Türk’tür, kimliğinin değerini bilemeyen, bunu tam olarak anlamamış olan Türk’tür. Günümüzde Mankurt’un bizim için anlamını özetlersek: Kendindeki Türk millî kimliği yerine başka bir kimliğin gururunu gönlünde taşıyan, dış görünüşte ise şeklen ve zoraki Türklüğünü hissedendir. Tarihte bazı Mankurtlar vardır ki; Türk’e karşı Ruslarla birlik olup kılıç sallamış, ok atmıştır. Kendi milletini Ruslarla bir olup öldürmüştür. Günümüzde de kimi Mankurtlar vardır ki Avrupalılık kimliğini kendi millî kimliğinden üstün gören sömürge aydınlarıdır. Kimi Mankurtlar ise, Amerikalı kimliğini öyle benimsemiştir ki gün gelir Türk devlet adamı olur ama yine de ABD bayraklı ceket veya şapka giyebilirler, hattâ kendini Amerikalıdan daha çok Amerikalı sanır, başka bir kimlik uğruna her kılığa girebilirler… Mankurt’un ne yazık ki günümüzde örneği çoktur ama ortak özellikleri incelersek görürüz ki ruhlarında, kişiliklerinde Türklük dışında her duyguya açıktırlar. Mankurtlar her şey olabilirler, kendilerini her milletten sayabilirler ama asla Türklüklerini gönüllerinde hissedemezler. Bu kişilik zafiyetleri onların ortak ve en belirgin özellikleridir.

Mankurt Nasıl Olunur? Dış güçlerin uzun dönemdeki menfaatleri açısından onlara çok faydalı olan fakat bizce millî olmayan eğitim sayesinde Mankurt olunur. Bugün yurdumuzda yanlış eğitimin olması yabancı güçler tarafından çok iyi plânlanmış ve uygulanmış çok başarılı misyonerlik çalışmalarının sonucudur. Tabiî ki Mankurt’lara verilen yanlış eğitim imkânını öncelikle içinde bulundukları çevre onlara sağlar. Üstelik günümüzde eğitim yalnız evde ve okulda verilmez. Bilhassa TV, radyo, gazete, dergi çok etkili birer eğitim aracıdır ve ne yazık ki ev ve okulda alınan eğitimden çok daha etkili olabilmektedir. Çünkü; geleneksel eğitimden daha yaygındır, daha uzun sürelidir. İnsanın 24 saatini kuşatır, diyebiliriz ki nefes dahi aldırmaz. İnsan için eğitimin önemini en iyi bilen ve değerlendiren batı dünyası bundan dolayıdır ki 1830’lardan beri Türk yurdunda yabancı eğitime yatırım yapmaktadır. Son yıllarda bu yabancı sermayeli ve dilli eğitimcilere bazı yerli holdingler, vakıflar ve şahıslar da kurdukları kolejler ve özel üniversiteler ile Türk gençlerini küreselleşme adı altında kendi kültür değerlerinden koparmaya yardımcı olmaktadırlar. Ne yazık ki günümüzde örnekleri pek çok olan Mankurtlar da Batılıların veya bazı dış güçlerin bu konudaki başarılı çalışmalarının birer ürünleri olarak içimizdedirler ve etraflarını da kendileri gibi Mankurt yapma çabasındadırlar. Çünkü insan, psikolojisi gereği tuttuğu takımı bile herkes tutsun ister, beğendiği müziği başkaları da beğensin, dinlesin ister. Mankurtlar da bu sebepten sayılarını artırmada çok gayretlidirler. Kendi sakat dünya görüşlerini etraflarına yaymak için üstün gayret gösterirler.

Günümüz Türkiyesinde milletimize doğru haber vermek amacıyla kurulmuş basın yayın organlarının bir çoğu kuruluş amaçlarının aksine çalışmaktadırlar. Basın yayının bir çoğunun Türk insanını Mankurt yapabilmek için iki önemli aracı kullandığını görüyoruz. Bunlar kısaca özetleyeceğimiz adları ile “pop” ve “top” adlı iki uyuşturucudur. Bu uyuşturucular vücuda göz ve kulak yardımıyla alınır, her an alınabilir ve ayrıca bu uyuşturuculara ilâve para ödenmez. İnsanlar “pop” ve “top” bağımlısı olduğunu da asla anlayamazlar. Çünkü bu hastalığın belirtisi vücutta gözle görülmez, elle tutulmaz, etkisi beyindedir, ruhtadır, gönüllerdedir ve davranışlardadır. İnsanımızı kendi önemli millî meselelerinden ayırıp da uyutmaya yerli pop ve top miktarı ve cinsi yeterli olmadığı hâllerde ithâl malı ürünler bol boy ortaya sürülüyor. Örnek vermek icap ederse yerli futbol maçları ile TV’ler eğer haftanın 7 gününü dolduramıyorsa Avrupa liglerinde, iki kasaba arasındaki maçlar ve onların yorumları ile insanlar ekranların önünde gecenin geç saatlerine kadar esir alınmaya devam edilir. Pop konusunda da batılı birçok şarkıcı kendi ülkesinden çok, Türkiye’de tanıtılır ve meşhur edilmeye çalışılır. Günümüzde bazı insanlarımızda görülen kendini bilmezliğe, Mankurtluğa bir örnek verelim: Batının misyonerlik çalışmalarının en üst noktaya çıktığı 2001 Türkiyesinde bazı Mankurtlar Türk ailesinin evine, çocuğunun odasına, yatak odasına kadar basın yoluyla serbestçe girebilmektedir. Basının Türk aile yapısına ve millî değerlerimize saygılı olması canı isterse uyacağı bir keyfiyet değil, mutlak bir kural olmalıdır. Türkiye’de, Ankara’da çıkardıkları dergilerinde Türkiye’nin doğusunu Ermenistan olarak gösterirken batısını da İncil’de geçen bölge adları ile;

Ege ve Marmara Bölgeleri civarını ASYA İLİ,

Tuz Gölü ve civarını, GALATYA

İç Anadolu Bölgesi’ni KAPADOKYA,

İstanbul ve çevresini BİTİNYA,

Karadeniz Bölgesi’ni PONTUS

diye adlandıran bir kısım basın organı vardır. Bu yazılanlar, tarihimizde binlerce yıldır bu toprakları Türk yurdu yapmak için kanını dökmüş atalarımızın aziz hâtırasına saygısızlıktır ve çok acıdır ama günümüzde yaşadığımız gerçeklerden sadece birisidir.

Mankurtların Sonu Ne Olur? Mankurt hizmet ettiği dış güçlere yalnızca onun istediği zaman diliminde lâzımdır. İş bitince işbirlikçinin de işi biter. Mankurt’a güvenilmez. Çünkü kendi milletine ihanet edene hiç kimse güvenmez. Daha önce de belirttiğimiz gibi işbirlikçinin işi iş bitene kadardır.

Mankurtluktan Nasıl Kurtulunur? Aldığı yanlış ve yanlı eğitimle üzerine yapışmış bu kişilik bozukluğundan yani Mankurtluktan kurtulmanın tek yolu Türk için sadece kendisine dönmesidir. Tarihî ve millî değerlerine dönmek onu gerçek kişiliği ile kolayca buluşturacaktır. Çünkü Türkün tarihinden gelen kültür genleri güçlüdür ve zengindir. Milletimizin sahip olduğu bu kültür genleri bizi dün nasıl güçlü yaptıysa yarınlarda da güçlü yapacaktır.

Sonuç: Bozkurt da olsa, Mankurt da olsa en çok ömrü kadar yaşayan insanın sonu aynı olduğuna göre kişi kendindeki insanî değerleri inkâr etmeden yaşamalı yani, Bozkurt olmalı, Bozkurt gibi yaşamalı ve Bozkurt olarak ölmelidir. Türk’e yakışan budur. Tarihî geçmişi de, kültürel genleri de Türk’ten Bozkurt olmayı yalnız istemez, onu buna mecbur eder.

Bağımsızlık benim karakterimdir diyen, 1920’lerde Türkiye’nin bugüne göre ekonomik ve askerî koşullarının 1000 misli kötü olduğu o zor durumda bile bağımsız Türk Cumhuriyetini kurmayı başaran tarihimizin son Bozkurtlarından Atatürk’ün örnek şahsiyeti ortada iken, yine günümüzün Bozkurtlarından biri olan Cengiz AYTMATOV’un daha geçen hafta İstanbul’da söylediği “Sovyetlerin kansız bir şekilde dağıtılması sağlandı, şimdi küreselleşme ile mücadele edeceğiz” sözü sanki havada ıslık çalarak uçan bir kurşun gibi kulağımızı çınlattığı bir sırada bugünkü bir kısım insanlarımızın A.B. kapısında millî gururumuzu ne hallere düşürdüklerini görmek bizleri üzmektedir. Kıssadan hisse ile içinde bulunduğumuz durumu anlatan şu kısa Kurt ve Köpek hikâyesi ile görüşlerimi bitirmek istiyorum.

“Bir kurt ve bir köpek kırda karşılaşmışlar. Köpek bakımlı ve besili. Tüyleri temiz ve parlak. Kurt ise zayıf. Kurt heveslenmiş köpeğin hâline. Sormuş sebebini, köpek demiş ki: Bana bir insan bakıyor, acıktığım zaman güzel yemekler veriyor. Tüylerimi fırçalıyor, beni sevip okşuyor, istersen sana da bir tane bulalım!.. Kurt sevinerek kabul etmiş, şehre doğru yürüyüp giderken kurt köpeğin boynundaki tasmayı fark etmiş. Bu boynundaki de ne? diye sormuş. Buna tasma derler kurt kardeş. Sahibim zaman zaman bununla beni bağlar. Kurdun ayrılık sözleri şöyle olmuş: Güzel yemeklerin de, seni okşayıp seven sahibin de, tasma da senin olsun! Bana özgürlüğüm yeter.”

Sn. Turgay Tüfekçioğlu

Reklamlar