Etiketler

, , , , , , , ,

Türk tarihi, Atatürk’ten sonra, maalesef, Greko-Latin kültürünün okullarımıza bütünüyle sokulması neticesinde, köklerine indirilemedi ve Atatürk’ün çabaları uzunca bir süre tatil edildi, boşa gitti. Dilcilerimiz yetişmedi, tarihçilerimiz yetişmedi.

https://onturk.wordpress.com/2011/05/01/onturkce%E2%80%99nin-ve-turkce%E2%80%99nin-ogreticileri/

Üniversitelere girişin, merkezi imtihanla yapılmasından sonra, beyin gücü yüksek çocuklarımızın daha çok gelir sağlayan eğitim dallarına müracaat etmesi dolayısıyla, Türkçe alanında, beyin gücü yüksek insanları yetiştirme imkânı maalesef bulamadık. Bu bir devlet politikası olmalıydı; ne yazık ki olmadı.Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı olarak sadece Türk dili üzerinde 100 asistan kadrosu çıkarılmasına gayret ettik. Maalesef başaramadık. Şu anda, Türkiye devletinin, ne yazık ki kendi okullarına yetecek Türkçe hocası yoktur. Üniversitelerine yetecek Türkçe hocası yoktur. Ve yurt dışına göndermek için de en fazla güçlük çektiğimiz saha Türk dilidir. Bütün bunlar, Atatürk’ten sonra, devletimizin Türk diline ve tarihine önem vermeyen bir devlet haline getirilmiş olmasının çok acıklı bir sonucudur. Bu sonuç çok daha başka felaketleri beraberinde getirdi. Levha kirlenmesinden dilimizin batı kelimeleriyle doldurulmasına ve “prodakşının lav oluşunun nedeni söprayzing bir durum yapıyor” diyen, üniversite mezunlarının, Türkiye’yi kontrollerine almalarına kadar sürdü. Ve neticede Türkçe daha da ağır bir darbe yedi. Okullarımızdan kovuldu. Özel üniversiteler, bu kovulmayı çok vahşi şekle soktular. Bugün ne yazık ki, Türkçe ile eğitim yapmak; Türkçe ile eğitim yapan okullardan mezun olmak; okulu ve mezunu ikinci sınıf vatandaş yapıyor. Bu beyinlere yerleştirildi. Sonuçta, gerçekten kendi kültüründen koparılmış nesiller yetiştirilmeye başlandı.

Bütün bunlara rağmen Türk milletinin ümitsizliğe kapılıp, kendisini bırakmaya asla tahammülü yoktur. En büyük mağlubiyet bu olur. Biz en korkunç durumda dahi, Ergenekon’dan çıkarız. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın. Çıkacağımız hususundaki iman bizleri, daima diri tutmalıdır. Gerçekler konuşulmalı, anlatılmalı, öğretilmeli, çocuklarımız düşünmeli, taşınmalı, tartışmalı, konuşmalı, aramalı, bulmalı, çözmeli ama, asla ümitsiz olmamalıdır.

Öntürkler konusu maalesef bizim söylediğimiz gibi üniversitelerimizde pek ilgilenilmeyen bir konu. Böyle olunca ihtisasının dışında, beyin gücü yüksek insanlar, bu sahalara eğildiler. O çizgileri yazı olarak okumak, çok yüksek bir beyin gücü ister. Bu beyin gücüne sahip pek çok İnsanımız ortaya çıktı. Bunlardan bir bölümü de mühendisler oldu. Ve öntürk tarihine, Öntürkçe’ye bir aydınlık, bir ışık tuttular. Türk tarihi sarsıldı. Türkiye sarsıldı. Bunlarla ilgili bilgilerimiz sarsıldı. Şu anda 6400 yıl evvel bir kemik üstüne yazılmış, Öntürkçe yazı İsveç’te bulundu, bu yazı okundu. Bu kemiğin yaşını Almanlar tespit etti. Bunu okuyan bir mühendis, Kazım Mirşan. Her zaman minnetle, şükranla yâd ediyoruz. Kazım Mirşantek olmadı. Ama, peşini gençler takip etmiyor, edemiyor. Bizim Türkologlarımız, bizim dilcilerimiz, bizim tarihçilerimiz, bu ileri buluşlara dehşetli şekilde ateş püskürüyor. Onlar dilci değil, onlar tarihçi değil. Peki Orhun Yazıtları’nı okuyan dilci mi? Orhun Yazıtları’nı bulan tarihçi mi? Yenisey Yazıtları’nı kimler ortaya çıkardı? Hiç birisi Türk değildi ve hiç birisi dil bilimci, tarihçi, edebiyatçı değildi. Hepsi mühendis veya subay… O halde niye bizim beyinlerimize saldırılıyor. Bunu anlamak mümkün değil. Ama ne olursa olsun biz Türk Dünyası Araştırmaları Vakfı olarak, bu sahada çalışan herkese, mesleği ne olursa olsun, yalnız kürsülerimizi açmak değil, onların eserlerini de meşhur etmekten gurur duyuyoruz. İlim adamlarımıza düşen bunları yok saymak değil, yanlışlarını tespit ve ilân etmektir. Dünyada doğru yoktur. Daha doğru vardır. Herkes, her şeyin daha doğrusunu aramak zorundadır. Yoksa sürünün bir parçası oluruz.

Tanrı Türk’ü Korusun.

Prof. Dr. Turan YAZGAN 10 Eylül 2010 Yeniçağ

Reklamlar