Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Bundan 13 bin yıl önce, Türk kavmi Kummanlar, Amerika kıtasından Beringa Bölgesi üzerinden Asya’ya döndüler. Güney Sibirya buzulları, insanların güneyden kuzeye, kuzeyden güneye hareket etmelerini engelliyordu. Kuzey Sibirya’da çok az insan yaşıyordu ve bölge av hayvanları yönünden zengindi.

https://onturk.wordpress.com/2011/04/20/birinci-kumman-turk-imparatorlugu%E2%80%99na-giden-uzun-yol/

Kalabalık bir halk haline gelmiş olan Türkler, beslenmek ve birlikte kalabilmek için büyük sürü avları yapıyorlardı. Topu olarak amaca ulaşmak alışkanlığı toplumda yerleşmiş ve bir ıra (karakter) halini almıştı.

12.500 yıl önce hava sıcaklığı aniden yükseldi ve günümüz ortalama sıcaklığının 2-3 derece üstüne çıktı. Buzullar hızla eridi. Av bölgeleri bataklık halini aldı. Güney yolunu kapayan buzullar erimiş, Güney yolu açılmıştı. Kuzeydeki eski zengin av bölgeleri, bataklıklar ve hareketli kumluklar halini almıştı.

Türk halkı Kummanlar güneye doğru harekete geçtiler. Zamanın en iyi silahlarına sahiptiler Ok, mızrak ve diğer aletlere sahip olup zamanlarının çok ilerisinde idiler. Yolları üzerindeki küçük topluluklar, Türklerden uzak durdular. Kummanlar küçük grupların yaşayabileceği ormanlık alanları değil, büyük toplulukların beslenebileceği açık alanları tercih ediyorlardı.

Kaderlerini, toplu hareket ederek ve çözümler arayarak kendi ellerine almaya çalışıyorlardı. Bir süre sonra çok önemli bir karar aldılar; Şartların zorlanması ile KUMMAN TÜRKLERİ İKİ KISMA AYRILDILAR.[1]

İki kısıma ayrılış

Bu iki kısıma ayrılış Türk karakterini temsil eden Kummanların ilk bölünmesi idi. Birinci grup, güneybatı istikametinde Orta Asya’ya doğru, ikinci grup ise güneye doğru hareket etti. Biz, bu yazımızda ağırlıklı olarak ikinci grubun yolunu izleyeceğiz. Çünkü bu grup bu bölümün konusu olan Birinci İmparatorluğun kuruluşunu yaratacaktı. Bu imparatorluğu güneye giden Kummanlar kurdu. İçinden nehirler geçen, düz, sağlam yaşam alanları arıyorlardı. Ve ilk defa, yavaş hareket eden büyük av hayvanlarından mahrum kalmışlardı.

Büyük zorluklarla Güney Sibirya dağlarını aşıp, bugünkü Çin’in HENAN Bölgesine girdiler.

Kummanlar, bu bölgeye hâkim olan MALANEZYALILAR, PROTO-PAPUALILAR ve AUSTRADİLELER ile karşılaştılar. Bu üç grup bölgede küçük gruplar halinde yaşayan diğer insanları avlıyor ve etlerini yiyorlardı.

Kummanlar diğer Proto-Asyalı halkları yamyamların baskısından kurtardılar ve TARİHTE YENİ BİR İŞ BÖLÜMÜ ortaya çıktı. Kummanlar, bu insanları ve topraklarını koruyor, onlar da Kummanlara ellerindekinin bir kısmını veriyorlardı. Bu sistem öylesine tuttu ki, bunu öğrenen bütün insanlar bu sistem içinde yerlerini alıp güvenliğe kavuşmak için yarışmaya başladılar. BÜYÜK HAYVAN AVCILARI KUMMANLAR, BİRDENBİRE POLİS, ASKER VE ASİLER OLARAK BU YENİ OLUŞUMDAKİ YERLERİNİ ALDILAR. Bir çeşit vergi sistemi kurdular. Kummanların dini olan Maniizm, bu birliğe katıların da dini oldu.

Kummanların dini, bu birliğe katılanların da dini oldu.

Yönetimin Tanrıya karşı sorumluluğu devamlı bir düzene bağlanıyor, böylece yönetenlerin de diğer insanlara karşı sorumlulukları bir kodekse bağlanıyordu. Bu din toplumları da birbirine bağlıyor ve ÖNCEDEN HESAP EDİLEBİLİR BİR BİRLİKTE YAŞAMA KODEKSİ SAĞLIYORDU.

12.000 yıl önce insanlık yeni bir döneme giriyor, her taraftan insanlar bu bölgeye akın ediyorlardı. Toplumlar toprakları ile birlikte bu sisteme katılıyorlar, bölgede her şey değişiyor, insanlık yeni bir kalite kazanıyordu. Yeni sanatlar, yeni buluşlar bir heyecan fırtınası halinde bölgeyi kaplamıştı. Günümüzden 11.500 yıl önce, korumaya karşılık vergi esasına dayanan sistem bu günkü modern devlet düzenine doğru harekete geçti. Katılan toplumlarla İmparatorluk dev bir topluluk haline gelmişti. Başka bir yönetim şekli gerekiyordu. Başında Han olan bir yönetim… İnsanlar bu çok toplumlu imparatorlukla çoğalıyor ve modernleşiyorlardı. Kumman halkı büyüyen topraklar, çoğalan insanlar arasında ASİLLER SINIFI olarak yerini aldı.

Türkçe, o günün Asya’sında, bu günün İngilizce’si rolünü üstlenmişti.

Türkler, İndogermenler, Ainular, Sibiryalı, halklar ve bir çok başka küçük topluluklardı. Bu toplulukların bu günkü konuşmalarında kullandıkları bir kısım Türkçe kelimeler bu zamandan kalmadır.

Tabii ki bu gelişmelerde tesadüflerin de rolü olmuştur. Ama her şeyin tesadüf olduğunu söyleyebilmek de doğru değildir. Tesadüfleri lehine kullanabilmek için bir takım kabiliyetlerin olması gerekir. Ön-Atalarımızın bu kabiliyetini Amerika kıtasında günümüzden 25 bin yıl öncesine tarihlenen SANDİA kültüründe buluyoruz.

Amerika kıtasından okla, mızrakla döndüler. Tek bir ölü bile vermeden düşmanın kaçmasını sağlayabiliyorlardı. Bu silahlar, sıkı bir dayanışma ve sayılarının çokluğunu birlikte hareket edebilme yeteneği ile birleştirerek Asya’yı yönetimleri altına alabildiler. İmparatorluk, Pamir bölgesini de içine almış ve günümüzden 11.500 yıl öncesine ulaşmıştı.

Orta Asya’ya gitmiş olan birinci grup Türkler, Karadeniz, Eski Aral Gölü (eski Göller bölgesi) arasındaki alanda yerleştiler. Bölgenin zengin kaynakları vardı. Silâh ve savaş taktikleri üstünlükleri kaybetmeden bu bölgede MİLLÎ BİR DEVLET KURDULAR. Yayılmaya fazla ilgi göstermediler. Japonya’dan – Türkmenistan’a kadar bu sıcak iklim döneminde büyük bir sosyal değişim oldu. Orta Asya’daki Ön Atalarımızı burada bırakıp tekrar HENAN Bölgesi’ne giren ikinci grup Kumman Türklerine dönelim.

HENNAN Bölgesine giren ikinci gurup Kumman Türkleri

Doğu Asya’da yerleşik halkın gereksinimlerini karşılamak amacıyla TARIM BAŞLADI, HAYVANLAR EHLİLEŞTİRİLDİ. Günümüzden 12.000 yıl önce, GÜNEY JAPONYA’DA ÜRETİLMİŞ VE ŞU ANA KADAR ULAŞILMIŞ BİLGİLERE GÖRE; EN İYİ KERAMİK BULUNDU. PEKİN KÖRFEZİ VE SARIDENİZ O ZAMANLAR KARA PARÇASI İDİ. BU BÖLGE, GÜNEY JAPONYA’YI DA İÇİNE ALAN KISIM, KUMMAN TÜRKLERİNİN ANA YERLEŞİM VE İMPARATORLUĞU YÖNETİM MERKEZİ İDİ. BU DEV İMPARATORLUĞUN YÖNETİMİ İÇİN ŞART OLAN YAZI BU ZAMANDA BURADA BULUNDU.

İnsanlar Kummanların yönetiminden hoşnut olarak barış içinde yaşadılar. Orta Asya’daki Kummanlar sınırlarını taş yığınları ile işaretler ve “burası bizim” derlerdi. Bu sınır taşları ile tarihte ilk sınırlar ortaya çıktı. Türk lisanı, bilhassa HENAN Bölgesi’nden dünyaya kültür dili olarak yayıldı. KUMMAN SANATI VE DİĞER HALKLARA YAYILDI. AMERİKA VE ASYA’DA YAPILAN HER TÜRLÜ DİL, SANAT VE KÜLTÜR ARAŞTIRMALARINDA BÜTÜN BİLİM ADAMLARININ BİRLEŞTİĞİ BİR NOKTA VAR. O DA BU İNSANLARIN BİR ZAMANLAR BİRLİKTE BİR GEÇMİŞLERİNİN OLDUĞUDUR.

Amerika’da dünyayı Kuzey Kutbu’ndan, Güney Kutbu’na bağlatan uzun yolda yaşayan insanların dilleri farklıdır ama gramer kaideleri birbirine benzer. Bunlara BAYKAL-AMUR kültürü taşıyan NA-DENE HALKLARI deniyor. Bunlar 1’inci ve 2’inci Türk İmparatorluklarında yaşayan halklardı, Japonlar, Moğollar, Finliler gibi. Tanrıları Manitu, kayıkları kayak vs. binlerce örnek var. İleride fırsat olursa biraz teferruata gireriz. 500 sene her iki Kumman gurubu en parlak dönemlerini yaşadılar. Bugün, aralarındaki ilişkiyi kaybetmedikleri görülmektedir. Bunu ileride Türkler DOĞU=SARI, BATI=AK, KUZEY=KARA, GÜNEY=KIZIL, olarak dörde bölünürken anlayacağız.

Şimdi gene 11.000 yıl öncesine, Kumman Türklerinin Çin’deki imparatorluğuna dönelim, Kummanlar, imparatorluk büyüdükçe asiller sınıfını geliştirdiler. Maniizm gittikçe yayıldı. “Mani’yi (Manâ-Anlam-Ruh) küçük piramitler üzerinde ruh” olarak algıladılar.

1’inci gruptaki Kumman Türkleri, Orta Asya Göller Bölgesi’nde kendi millî devletlerinde, geniş ve kendilerine ait bir alanda, ailevi yapı içinde, kendi törelerini ve kültürlerini yürütüyorlardı. Bu yerlerin zamanımızda dünyada Türklerin gerçek merkezi olarak algılanmasının gerçek nedeni bu otokton gelişme nedeniyledir.

Dünyaya yayılmış NA-DENE halklarının ortak özellikleri

Dünyaya yayılmış NA-DENE halklarının ortak özelliklerini tespit ettiğimizde, o eski zaman kültürünün özellikleri görülmektedir. İmparatorluğun dağılması ile bu halklar kendilerine başka hayat alanları aramak için dağıldılar ve kendi kültürel birikimlerini dünyanın dört bir tarafına taşıdılar ve yaşattılar. Bütün bunlar Büyük Kumman Türk İmparatorluğunun parmak izleri olarak günümüze gelmiş bulunuyor. Dokumalar renkler, motifler, başlıklar, destanlar, masallar, inançlar, töreler ve kelimeler bunları göstermektedir.

Dünyanın İNDİANA deyip geçtiği bu insanlar antropolojik olarak birbirinden farklıdır. NA-DENE Halklarının büyük kısmı, Amerika Kıtasında güneye doğru göç ettiler. Kendilerinden önce bu kıtaya göç eden ve MİDYE KÜLTÜRÜ olarak adlandırılan kültürün insanlarını yönetimleri altına aldılar. Bugün bilinen İndianalılar, hatta neredeyse İmparatorluk diyebileceğimiz bir etki alanı yarattılar. Kurulan düzende güvenlikle birlikte Midye Kültürü insanlarının sayısı arttı. Sıkı bir asiller ve rahipler sistemi yerleşti. Bu grup normal halktan uzak duruyorlardı. Güney ve Orta Amerika’daki NA-DENE grupları, hakimiyetleri altına aldıkları midye kültürü insanlarının bedensel güölerini seferber ederek büyük kültür eserleri yaratırken, ayrı NA-DENE Haişkları Kuzey Amerika’da ve Kanada’da Midye Kültürü insanları olmadığı için, güneydekiler gibi büyük yapılar bırakmamışlardır.

Tarihte, bir başka insan topluluğunu ezmeden büyük işler başarabilmiş üç topluluk vardır; Beringlerin Büyük Hayvan Avcıları, Orta Asya’ya yerleşen Kumman Türkleri, Sümerliler. Kummanlar güzellikleri ile meşhurdu. Bugün AİNI, HAİDAR VE NAVAJOS kadınları birbirinden çok uzakta ama bir çok fiziki benzerlikler göstermekteler.

Dönelim Birinci İmparatorluğa. Kumman Türkleri güçlerinin en yüksek noktasına gelmişlerdi. Güney Asya’nın işgali hareketine başladılar. İmparatorluğun halkları gittikçe kalabalıklaşıyordu. Kumman Türkleri artık her tarafa yetişemez olmuşlardı. İmparatorluk içinde bazı halkları, bilhassa İndogermen halkları paralı askerler olarak kullanmaya başladılar ve başlarındaki insanları Kumman  yönetimi altında olmak şartıyla yeni bir yönetici asiller sınıfı olarak kullanmaya başladılar. Bu önemli değişikliğin sonunda Türkler bu dev imparatorlukta, savaşan asillerden, yöneten asillere doğru bir geçiş başlattılar. Varlıkları daha çok din, devlet organizasyonu, ritüel merasimler ve protokolde görünmek şekline dönüşüyordu. Din konusunda felsefi açıdan büyük bir patlama oldu. Nehir tanrıları ve daha başka tanrılar yarattılar. En büyük Kumman Asilleri yarı tanrı haline geldiler.

Birinci İmparatorluğun çok büyük sorunu vardı; O da Çin’deki Kumman Türklerinin Güney ve Orta Amerika’ya giden grup örneğinde olduğu gibi üzerlerinde rahatça hakimiyet kurabilecekleri Midye Kültürü insanlarının bu coğrafyada bulunmasıydı. Türklerin Çin’deki imparatorluklarının tebaaları hareketli, iddialı ve tehlikeli topluluklardı.

Bu sırada DRYAS adı verilen ve 800 sene sürecek yeni bir buz devri başladı. Nedeni; eriyen buzullardan denize ulaşan bol miktarda tatlı suyun, denizdeki akıntıların dengesini bozması idi. Bu durum imparatorluğun dengesini bozdu. Açlık, kaos ve göçler başladı.

Günümüzden 12 bin yıl önce kurulan Birinci İmparatorluk 10.900 yıllarında dağıldı. 1100 sene süren bu birlik, insanlığa büyük değerler kattı. Kumman Türkleri Henan Bölgesini terk edip Çin’in güney sahillerine doğru çakildiler. Orta Asya’daki 1’inci gurup Kummanlar, Maniizm’i ve eski kültürlerini sürdürüyorlardı.

Bu kültürlerini Anadolu’ya da taşıdılar. Çin’deki imparatorluk aniden çökünce başlayan kaos sonucu bilhassa Kummanların emrindeki yabancı askerler kendileri için fırsat doğduğunu düşünüp Kumman Türklerini öldürmeye başladı. Büyük katliamlar yapıldı. Bu katliamlar iklimin yarattığı açlık ve kaos ortamıyla birleşince insanların çoğu göç ettiler.

DRYAS Buz Devri, Orta Asya’daki Kumman Türklerini de etkiledi. Yaşam alanlarını genişlettiler vegünümüzden 11.000 (on bir bin) sene önce Anadolu’ya girdiler…

Bahsettiğimiz bu 10 binli yıları daha iyi anlamak için şu ilaveyi yapmak istiyorum; Size önceki yazımda bahsettiğim gibi, Amerika Kıtasına geçmeden önce Kummanlar da Avrasya’da yaygın yaşayan PROTO-TÜRK halklardan bir topluluktu. 26-25 bin yıl önce Amerika Kıtasına geçtiler. 13 bin yıl sonra TÜRK KARAKTERİ olarak Asya’ya döndüler.

Döndüklerinde Avrasya’da kalan Proto-Türklerden daha kalabalıktılar. Kumman Türk İmparatorluğunda, Proto-Türkler de yerlerini almışlardı. 800 sene süren DRYAS Buz Devri’nde Orta Asya Göller Bölgesi’nden gelen Türk kavimleri Anadolu’ya yerleşmeye başladılar.

Mediteranen Typus ve Euroafrikanus bu bölgeden uzaklaştırıldı. Anadolu’daki eski yerleşim yerlerinde bulunan kafataslarının Alpin tipi olduğu ve büyük çoğunluğunun Orta Asya’daki kafatasları ile uyuştuğu görülmüş ve bu sayfa hemen, acele ile kapatılmıştır.

Aynı zamanda Yunanistan’a da Orta Asya Göller Bölgesinden göçler olmuştur. Bu günkü Yunanistan halkı çoğunlukla, güneyde Euro-afrikanus, kuzeyde ise Orta Asya Göller Bölgesi insanlarından meydana gelmiştir.

[Fethiye ALİ /TÖRE DERGİSİ/2004/6 (Kasım) Sayısı]

(2004/6 sayıdan devam) 

 

Tarihin derinliğinde Türk karakterinin doğuşu

Önceki sayıda belirttiğimiz ve bilim çevrelerince ittifakla kabul edilen, 800 sene süren “DRYAS Buzul Felâketi” zamanında, Kuman Türkleri ve öteki Proto-Türk kavimleri yeniden göç yollarına düştüler. Bu göç hareketinin sonuçları ve tarih boyunca Türkler için çok önemli olan, günümüzde dünya nüfusunun % 30’unun teşkil eden İNDO-GERMAN halklarının şekillenmesi bu yazının konusunu oluşturmaktadır.

Günümüzden 11 bin sene önce, DRYAS BUZ DEVRİ sırasında, bugün yaşadığımız günlerden daha sıcak bir iklimin etkin olduğu uzun bir süreçten sonra aniden bastıran şiddetli soğuk şoku iller bölgesindeki göller dondu. Daha önceki buz devri, Dryas Buz Devri ile karşılaştırılamazdı. Dryas, sıcak iklimin ortalarında aniden gelen buz şoku idi. Bitki örtüsü öldü. Hayvanlar daha ılıman bölgelere göç ettiler. Kuman Türkleri ve Proto-Türk gruplar, göler bölgesini terk edip güneye ve güneybatıya göçtüler. Bugünkü Mezopotamya’ya ve Güneydoğu Anadolu’ya geldiler. Karadeniz’in Kuzeyinden Avrupa’ya doğru göç ettiler. Alpler bölgesinin güney taraflarına yerleştiler. Güney Alp gölleri bölgesinde, göl kenarlarında (göl suları altında hâlen duruyor.) Avrupa’nın ilk yerleşim yerlerini kurdular. Burada kaldılar. Daha sonra gelen medeniyetler içine karıştılar. Bu insanların genetik özelliklerini taşıyan küçük ve kapalı gruplar, hâlâ bölgede yaşamaktadır. Bu göç hareketi sonucunda, coğrafi durumun da yardımı ile İberia Yarımadası ve Kuzeybatı Fransa’da BASKLAR diğer halklarla kaynaşmayı şiddetle reddedip, bu güne kadar millî ve genetik özelliklerini korudular. Basklar, Dryas Buz Devri’nin göçmenleri olup, -bilindiği gibi- Türk asıllıdırlar. O zamanlardan Akdeniz Tipi insanlar da kaldı. Bunlar Portekiz’de çoğunluktur. Güney Avrupa’da bugün de o zamanın insan manzaraları görülmektedir. Basklar Türk’türler ama Türk olmak istemezler. Basklar 11 bin yıllık tarihleri olduğunu iddia ederler ve bu kabul görür. Türkiye’nin bilimadamları ise Türk milletine ne yazık ki 2200 yıllık bir tarihi yeterli görmüşlerdir. Bu garabeti sıhhatli bir beynin kabul etmesi imkânsızdır. Böylesi bir skandalın, bilimsel ihanetin yeryüzünde bir başka örneğine rastlayamadık. Anlamak mümkün değildir. Konu sadece Türk milletinin, Türk kimliğinin derin tarihi değil,Türk kimliğinin çalınan tarihidir. Yakında bilimsel kurul tarafından incelenmesi tamamlanınca, çalışmalarımı sürdürdüğüm Almanya’da, önce Almanca basılacak  kitabımda aktaracağım bazı kısımlarda, “DNA ve KAN GRUBU MORFOLOJİSİ”nin ne denli önemli rol oynadığı görülecektir. Çok eski zamanlar için kafa ve çene formları, diş kökleri ve arkeolojik bulgular en önemli rolleri oynamaktadırlar.

Gelelim Kumanlara ve Proto-Türklere. 11 bin sene önce Dryas Buz Şoku ile yollara düşüp, Mezopotamya ve Güneydoğu Anadolu’da nehir kenarlarına gelip yerleştiler. Bu dönemde Anadolu’da, Dryas öncesi buz devrinde, Büyük Sahra’nın bugünkünden çok daha geniş bir bölgeye yayılması ile yaşam yerlerini terk edip, Afrika’dan Anadolu’ya gelip yerleşen Afrika asıllı insan toplulukları yaşamaktaydı.

Türkler Anadolu’ya geldiklerinde Anadolu’da da Dryas’ın tesirleri görülüyordu. Orta Asya göller bölgesinde, yaşamak için küçük tarlaları işlemek yeterli olurken, Anadolu’da çok daha büyük alanda tarım yapmak zorunda kalmışlardı. Bu da zamanın şartlarında çok daha zor bir işti. Büyük hayvan avcılığı geçmişi olan bu insanlar, çeşitli otları çok iyi tanıyorlardı. Bu otların olgunlaşmış tanelerinden bugün hâlâ kullandığımız BOZAyı yapıyorlardı… Proto-Türkler, bozayı bu çayır bitkilerinin mâmulü olarak ekmek yerine kullanıyorlardı.

Çin’deki Kuman Türkleri ise başka çayır bitkisi olan YABANÎ PİRİNÇ’i bulmuşlardı. Yabanî pirinç, üretiminin tersine daha yüksek coğrafî bölgelerin ürünü idi.

Batıda ve doğuda her iki Proto-Türk grubu da, bunların yanında farklı çayır bitkilerini yetiştirdiler. Bu bitkilerin tanelerinden, genelde boza şeklinde yiyecek yapıyorlardı. Sümerlilerde reçetesi yazılı BİRA da bu şekilde yapılıyordu. Sümer’de bira içki yerine değil, dayanıklı yiyecek maddesi olarak yapılıyordu. Kuman Türkleri, Çin denizi bölgesinden Güneydoğu Asya’nın içlerine doğru ilerlediler. Sarı Nehir bölgesini aldılar. Kumanların bir kısmı Hindistan’a girdi. Ganj bölgesinde, bugünkü Hindistan-Bengaldeş sınır bölgesine geldiler. Ganj nehrinin yanında, bugün bilinen ‘pirinç’ bitkisini yetiştirdiler. Birinci İmparatorlukta Kumanların yanında yer alıp yükselen İndo-German (German) gruplar, Güney ve Güneydoğu Asya bölgesine girdiler. Bölgede yaşayan Melanezi’leri ve “Melanezi-Eski Asya Tipi” karışımı olan Dravid halklarını daha güneye ittiler.

Dravitlerde, eski Asya halkları görüntüsü ağır basıyordu. Bunlar, bugünün Hindistan halkının temelini oluşturacaktı. Bölgeye hâkim olan Goş’lar lisanlarını Dravitlere kabul ettirdiler. Kumanlardan öğrendikleri tarz ve şekilde Dravidlere hükmettiler. Dryas buzul dönemi devam ederken, iklimin baskısı ile bu yerleşim yerleri durumlarını değiştirmediler. 10.200 sene önce Dryas sona erdiğinde hakimiyet alanlarını genişletmeye başladılar. Tarım alanları ve dolayısıyla tarım genişledi, ciddi bir boyut aldı. Batıda ve doğuda iki çayır bitkisi insanların beslenmesinde önemli bir rol aldılar. Yerleşik düzen gelişti. Dryas Buz devri nedeniyle göç eden insanlardan yeni halkların, yeni kültürlerin oluşmasının temelleri atıldı. Bugünün dünyasında en etkili olan ve daha da olacak olan Hintliler idi. Hindistan’ın batısında buğday, doğusunda pirinç tüketme alışkanlığı, dolayısıyla tarımı yerleşmişti. Günümüzde 11.000 (on bir bin) sene öncesine tarihlenmiş olan kültür pirinci kalıtları bulunmuştur.

Önce Ganj, sonra İndus havzasında tarım gelişti. İklimin ısınması, tarımın gelişmesi, Dryas zamanında sıkıntıya düşmüş Kuman, Prototürk halklarını tekrar toparladı. Sayıları arttı. Göller Bölgesi Proto-Türkleri İndus Vadisi’ni ele geçirdiler. Daha önce Çin Kumanları Ganj Bölgesi’ne hâkim olmuşlardı. Dryas’ın sona ermesiyle başlayan sıcak iklimde Güneydoğu Asya’nın pek çok yerleri ve deltaları su baskınlarına maruz kaldı. Bu bölgede, Goş’ların hakimiyeti altında yaşayan Dravid halkları Ganj bölgesine geldiler. O sırada Ganj çok geniş bir nehir olarak akıyordu. Bölge “Taşsız Ülke” diye anılır. Bundan, Ganj’ın o zamanlar ne kadar çok toprak taşıdığını anlamaktayız. Bölge eskiden ormanlarla kaplı iken, orman kuşağı Dryas devrinde güneye doğru çekilmiştir. Ganj, Dryas zamanında küçük bir akarsu halini almıştı. Goş’ların baskısı ile Dravid-German karışımı bir dil konuşmaya başlayan Dravid halkları Ganj üzerinden Hindistan’a girdiler ve Orta Hindistan’a yerleştiler. Buradaki Negroid halklarını ve eski Dravid halklarını güneye doğru attılar. Kuzey Hindistan’daki Kuman Türkleri ile temasa geçtiler. Kumanlar bunları topraklarında, yarıcı veya toprak işçisi şeklinde kullanmaya baladılar. Böylece ilk toprak ağalığı sistemi Ganj bölgesinde oluştu. Toprağa, tarıma bağlı FEODAL SİSTEM kuruldu. Bu düzen, İndus Vadisi’ndeki Kuman Türkleri tarafından da uygulandı.

Kuman Türk erkekleri ve Dravid kadınlarından sayısız çocuk doğdu. Kuman Türk erkekleri babalık sorumluluklarını tanımıyor ve bu çocuklar Dravid halkı olarak Türklerin topraklarında çalışıyorlardı. Günümüzde de bu bölge hemen hemen bu sistemle devam etmekte.

Konunun sosyal yönünü analiz etme meraklılarının Hindistan’a gitmelerine gerek yok, gerekli benzer örnekleri birkaç saatlik bir yolculukla Çukurova’da bulabilirler.

Kuman kadınları, kendilerinden alttaki sınıfsal düzeye mensup kişilerle asla evlenmezlerdi. Bu nedenle Kuman DNAları bugün sadece Hindistan’ın üst sınıfı olan BRAHMAN sınıfında bulunmaktadır.

İspanyolların Orta ve Güney Amerika’yı, Portekizlilerin Brezilya’yı işgalleri ile o coğrafî bölgelerde de aynı gelişmeler yaşanmış, Melezler çoğunluğa ulaşmış, ‘İndiana’lar, İspanyollar, Portekizliler azınlıkta kalmışlardır. Hem de sadece 500 senede… Biz binlerce seneden bahsediyoruz. Türk erkeklerin “Y”kromozomu bütün Hindistan sınıflarında (Kastlar) “alt sınıflara doğru azalarak” bulunmaktadır. Alt sınıflara doğru inildikçe, eski Dravid’lerin ve eski Asyalı Melanezi’lerin etkisi artmaktadır. Diğer kastelerde de kadınlar, Kuman kadınları gibi alt kastlara mensup erkeklere evlenmedikleri için bu ayrılık kuvvetlenmiştir. Hindistan’ın batısında Türk erkeklerinin “Y” kromozomu NEGREOİDELERe doğru azalmaktadır.

Yapılan araştırmalarda erkeklerin “Y” kromozomu ve Kuman kadınlarının MİTOCHONDRİUM’undan, Kuman erkeklerinin çocuklarına karşı sorumsuzluğu, HUMANBİOLOJİ bilimi ile kanıtlanmıştır. Bugün Avrupa Irkı denen Euro-Asien halkları, Brahmanlar, Güneydoğu Avrupa halkları, Alanlar, Avarlar bu sistemden oluşmuş olup bu etnilerin hepsinin genetik temelinde Türk kromozomları yatar.

Hindistan kıtasında dünyanın ilk feodal tarım sistemi doğdu ve bu insanlar bugün dünya nüfusunun % 30’unu teşkil eder hâle geldi. İndo-German Goş’ların İmparatorluğunda çoğalan Dravid ve Melanezi halkları, günümüzde Hindistan, Bengaldeş, Pakistan’da çoğunlukta olup, daha da çoğalmaktadırlar. Afganistan, İran ve Türkiye’de de değişen oranlarda bulunmaktadırlar.

Goşlar, Kuman Türklerinin feodal toprak sistemini uyguluyorlardı. Gotların İndo-German lisanı, Kumanların Türk lisanı ve Dravidlerin kendi eski lisanlarının birbirine karışmasından bugünkü Hindu dili gelişti. Karışımın etnik yapının yoğunluğuyla orantılı olarak farklılığı ile Hindistan’daki sayısız farklı dialekt oluştu. Genelde bu diller İndo-German dil ailesine dahil ediliyor. Hindistan’da sınıfların ayrılması için zaman gerekiyordu. 2000 sene sonra Hint bölgesi sınıflara bölündü. Bu sınıflar halklar haline dönüştü. Brahman sınıfı EURASİEN sınıfı olup, Avarlarla, Türkmenlerle, Özbeklerle akrabadır. Bu durum çok yakın zamana kadar her alanda tesirini göstermiştir.

Özellikle bu boylara mensup insanları kendimize çok yakın hissetmişizdir. Çünkü çok kuvvetli kan bağımız vardır. Bu uzun zaman sürecinde çeşitli milletler oluşmuştur. Gen araştırmaları bu konuda kesin sonuçlar vermiş ve gerçeği bilimsel olarak açıklamıştır. Gen araştırmaları sonucunda Hindistan kıtasındaki Kast sistemini -yakın zaman öncesine kadar iddia edildiği gibi- İndo-German Goş’ların kurmadığı, sadece feodal tarım sisteminin zamana yayılmış sonucu olduğu kesin olarak ortaya çıkarılmıştır.

Bugün İran’da Türk ve Arap asıllı halklar dışındakiler, Hindistan kıtasından gelen, çeşitli kastlara mensup insanlardır. Türkler nereye gittilerse, Hindistan’dan çeşitli kastlara mensup insanları da yardımcı olarak(!) yanlarında götürmüşlerdir. Hindistan kıtasının ve Hindistan kökenli insanların, -Türklerin yakın yardımcıları olarak- Türk milletinin tarihinde oynadığı rolün öneminin farkına yeterince varılmamıştır. Bugünün gen teknolojisi bunu kesin olarak ortaya koymuştur. Avrupa’daki Hindistan kökenli insanların tamamı Türklerin yanında çıktıkları yolculuk sonucunda bugün yaşadıkları çeşitli sınırların içinde kalmışlardır.

Bugün Türkiye’de yaşayıp kendini İndo-German sanan, hattâ Aria olmaktan bahseden grupların İndo-German’lıkla uzaktan yakından hiçbir ilişkileri yoktur.

Bunlar Türklerle, basamak basamak akrabadırlar… Anadolu’da Türklerle akraba olmayan kimse yoktur. Onun için de birbirleri ile kız alıp verirler. Ne kadar aşağı kasttan geliyorlarsa Türk’le akrabalıkları azalır ve sokakta ilk bakışta tanınır hâle gelir. Bu insanlarda Dravid DNA’sı yüksek olup, Türklerle daha uzak akrabadırlar.

Hindistan’da önceleri hakiki ve aktif bir kast sistemi kurulamamıştı. Hindu dini bunu içinden çıkılmaz bir hâle getirdi ve kesin çizgilerle ayırdı. Bölge halkı sayısız diyalekte bölündüler. Gerçek Dravid lisanı bugün Güney Hindistan’da yer yer görülmektedir. Bu lisan İndo-German dili değildir.

İslâm’da “Ümmet” kavramı, Cumhuriyetle yerleşen “Ulus” anlayışı, tarihten gelen bu ayrıcalıkları ve sınıfları kesin olarak ortadan kaldırmak için atılmış ileri adımlardır. İnsanları eşitlikte, kardeşlikte birleştirme devrimleridir.

Yanlış anlatılan yasaklar, pek çok yalanın gizli gizli kulaklara doldurulması sonucunu doğurmuştur. Bunlar açıkça konuşabilseydi bu insanlar İndo-German değil, İndo-Türk olduklarını kesin olarak bilir, türlü dış kaynaklı oyunlara aldanmazlardı.

[Fethiye ALİ /TÖRE DERGİSİ/2004/7 (Aralık Sayısı)]

Dipçe:

[1] Bu sıralar ve daha önceleri, Kummanların da aralarında çıktıkları Türklere, Proto-Türk denilmektedir. Kummanlar ise taşı yontarak başlattıkları medeniyet yolculuğunu “insanları yontarak (şekillendirerek)” devam etmekte ve Türk karakterini oluşturmuş bulunmaktadır. Az sonra Türkler bu günkü Çin topraklarına gireceklerdir. Burada dikkatinizi çekmek istediğim husus, bugün bildiğimiz Çin halkının sözü edilen zaman diliminde Çin’de bulunmayıp, Hazer Denizi’nin kuzeyindeki bölgelerde bulunduğudur. ÇİNLİLER, BUGÜN ÇİN DEDİĞİMİZ TOPRAKLARA GÜNÜMÜZDEN 6.000 YIL ÖNCE GELDİLER, YANİ KUMMANLARDAN 6.000 YIL SONRA.

Dipçe 2 :

Aşağıda Rıza ZELYUT’un konu ile ilgili bir yazısı yer almakta. Atatürk’ü Türk’e benzetemeyenlere kanıtlarıyla cevap veriyor: “Atatürk Kuman Türkü’dür

GÜNEŞ gazetesi’nin usta yazarı Rıza Zelyut, son kitabı “Yabancı Kaynaklara Göre Türk Kimliği”nde belgeleriyle ilginç verilere yer veriyor. Dünya üzerinde tarih boyunca 3 Türk tipi olduğunu söyleyen Zelyut, Atatürk’ü Türk’e benzetemeyen bazı hainlere güzel bir ders veriyor. Ünlü Yazar; Ulu Önder’in Kuman Türk’ü olduğunu belirterek söyleşimizde bu üç Türk tipiyle ilgili detayları açıkladı. Zelyut ayrıca, Doğu’da terör örgütü PKK’nın Türk gençlerini şuur yıkamayla “Kürt” kimliği altında göstermeye çalıştıklarına da dikkat çekti. İşte Yazar Rıza Zelyut ile söyleşimizin bugünkü bölümü:

Siz kitabınızda Mustafa Kemal Atatürk’ün Kuman Türk’ü olduğunu belirtiyorsunuz?

Evet! Atatürk, tam bir Kuman Türkü’dür. Onun doğup yetiştiği bölge, Kuman Türkleri’nin at oynattıkları ve yüzlerce yıl egemen oldukları bölgedir. Zaten Kemal Atatürk’ün tipi de Kuman tipi ile tam uyuşmaktadır. Atatürk’ü Türk gibi göremeyenler veya Türk’e benzetemeyenler, binlerce yıl derinlere giden Türk tarihini bilmeyen, cahil ve önyargılı kesimdir.

Sarı Uygurlar, özbeöz Türk

Peki Kuman Türkleri’nin özellikleri nelerdir?

Hunlar’dan ve Göktürkler’den sonra başka Türk kavimleri deAvrupa’da yerleşerek buranın tarihinde önemli roller oynadılar. Bu boylardan birisi de Kumanlar idi. Macar tarihçi Laszlo Rasonyi, Kumanlar ile ilgili bilgiyi tarihçi Karoly Czegledy’den aktarırken, onun da Marquart’ın derlemelerinden ve Mervizi’nin Tabayi’ül Hayvan adlı eserinden faydalandığını vurgulamaktadır. Kumanlar’la ilgili ayrıntıları onun kaleminden aktaralım: ‘10. yüzyılda Etil (İtil) nehrinden batıda Peçenekkabile ittifakı, ondan doğuda Sırderya ve İrtiş orta akımına kadar ise Oğuzlar; (Oğuzlar’ın) kuzeyindeki Kıpçaklar, kuzeydoğusundaki Kimekler yaşadılar. Üç kavmin sınırı, Sırderya’nın orta akımı kıyısında buluşuyordu. Oğuzlar’ın doğusunda Isıg Gölü yönünde, Oğuzlar’ın artık Müslüman olmuş kısmı, yani Türkmenler ve Karluklar oturuyorlardı.Daha doğuda Kaşgar bölgesinde Karahanlı Devleti; daha uzakta Nan-şan çevresinde Sarı Uygurlar ve nihayet Hoang-ho’nun büyük dirseğinin ötesinde, daha çok başka kavimlerle yaşamış olarak Hunlar yaşadılar. Mervizi “Sarı” kavminden bahseder. Bunların 293 Yabancı Kaynaklara Göre Türk Kimliği toprakları hemen hemen Sarı Uygurlar’ın toprakları ile aynıdır. Sarı Uygurlar’ın meydana gelişlerinde 850 civarında Nan-şan çevresine göç ettiklerini varsayabiliriz. Çin kaynakları, onları, Sarışın Uygurlar olarak tanır. Kumanlar İdil-Ural boylarındaki birçok Türk kabilesi ile kaynaşmış ve değişik etnik adlarlaBulgarların bünyesine karışmışlardır. İdil-Ural bölgesinde saf Kuman adına rastlanmaz ve belki de buralarda Kuman’ın sinonimi olarak gözüken Kıpçak adıyla yaşıyorlardı.

Kumanlar’ın devamı Yörükler

Kumanlar’ın tipi, Avrupalı’ya benzer mi?

Bulgar Türkleri’nin bir parçası olan ve Kumanlar ve devamı Kıpçaklar, Avrupalı’nın gözünde sarı insandır, ama Avrupa tipinden biraz daha farklıdır. Bu tip insanları bugünAnadolu’daki Yörükler arasında bol miktarda görmekteyiz. Mavi gözlü sarı, orta boylu, sağlam yapılı bu Yörük tipi, Kumanlar’ın Anadolu’da devam eden ardıllarıdır.

Tarihte kaç Türk tipi karşımıza çıkıyor?

3 Türk tipi vardır. Bunlar, Açina (Asena) denilen Türkler,Oğuz(Uz) Türkleri ve Kumanlar (Sarı Türkler)’dir. Açinalar,Moğol değil, Türk etnik kümesinden bir halktır. Ayrıca daha sonra aktaracağımız o dönemdeki Çin belgeleri de Açinalar’ı Hun (Hyung-nu) kabul etmektedir. Prof. Gumilev’in kendisinin de aktardığı başka bilgiye göre; Türkler (Açina) kendilerini bir Hun beyi ile dişi kurdun birleşmesinden doğan millet olarak kabul etmişlerdir. Türkler; mitolojik olarak bile, en eskiden beri kendilerini Hun soylu kabul etmişler; bunu içselleştirmişlerdir. Bu etki o kadar uzun sürmüştür ki Türkler’in Batı’daki büyük kollarından birisi olan Guz hakanları da kendilerini Hün (Hun) padişahı olarak göstermişlerdir. Büyük Selçuklu Devletini imparatorluğa dönüştüren Tuğrul Bey, 1043’te Halife Kaim’e gönderdiği mektupta ‘Ben hür insanların evladıyım ve Hünler’in kral hanedanına mensubum.” diyerek bunu açıkça vurgular. Batı Oğuzları(Guzlar), hele hele Selçuklular; bu ilkeye uyup, bugün ‘sosyal devlet” dediğimiz devlet modelinin ilk örneklerini yaratmışlardır. Devletin halkı korumayı hedefleyen, sosyal adalete dikkat eden yapıda oluşması batı Türklerinin son imparatorluğu Osmanlı Devleti’nde de kurucu, yükseltici dinamik olmuştur.

Kürtçüler, AKP’liler ve 2’nci Cumhuriyetçiler bana düşman olacak

Kitabınıza tepkiler sizce nasıl olacak?

Olacaktır tabii. Türk’ün Türk’e propagandası olmasın diye yabancı kaynaklardan yola çıkarak derledim. Türk yazarlarını bilinçli olarak almadım. Atatürk’ün 1930’lardaki Türk Tarih Tezikuramı vardır. Büyük Rus Tarihçileri, bu tezin doğru olduğunu ortaya koymaktadır. Atatürk’ün böylece bir deha olduğunu anlıyoruz. Kitabımda bu kuramdan hiç söz etmedim. Ama ortaya çıkan tarihi gerçekler, Ulu Önder’i doğrulamaktadır. Atatürk’e karşı yürütülen mücadele, aslında Türk kimliğine ve cumhuriyetine karşı yürütülen bir mücadeledir. Bana Kürtçüler, AKP hükümetine destek olan Fethullahçılar, ikinci cumhuriyetçiler düşman olacaklar. Çünkü bunların ipliğini pazara çıkarıyorum. Bunlar, daha Türk’ün ne olduğunu bilmiyorlar. Türk’ü basit bir kabile ile eşit duruma getirecek kadar tarih biliminden habersiz insanlardır. Onlara çağrıda bulunuyorum. Kitabımı alsınlar, benim dile getirdiğim bilgileri okusunlar. Türk tarihçileri bıraksınlar. Onlar da bir nokta kadar bilim namusu varsa, kitabımda bahsettiğim kaynaklardan bir şeyler öğrensinler. Biz haini bol bir milletiz!

Tuncelililer Türk’tür

Siz ayrıca Tunceli başta olmak üzere Doğu Anadolu’da yaşayan halkımızın da Türk olduğunu eserinizde belirtiyorsunuz.

Tunceli’de yaşayan Aleviler-özellikle de gençleri- kendilerini Kürt görmeye çalışıyor. Ama Tunceli inanç biçimi, Hun Türkleriyle aynı olduğu görüyoruz. Hun kültürünün Tunceli kültürüyle birebir uyuştuğunu ortaya koyduk. Demekki Tunceli’de bugün kendini Kürt sananlar, daha sonra PKK’nın etkisine girmiş olan gençlerden ibarettir. Zaten oraların yaşlıları da “Biz Türk’üz. Asyadan geldik” diyorlar. Kuzey Karadeniz’deki Hun boyu, Ağaçeriler, 406 yılı itibariyleKafkaslar’ı aşarak Suriye’ye kadar hakim olmuşlar. Bizanslı, ittifak etmiş Perslerle savaşmışlar, Bizans Devleti de onlara Anadolu’da değişik noktalara yerleşmelerine izin vermişlerdir. İşte Ağaçeri dediğimiz sonraki adı Tahtacılar, Hunlarıntorunlarıdır. İsimleri ortada, tespit ettim.

Reklamlar