Etiketler

, , , , , , , , , ,

(Macaristan’ın Komárom-Esztergom vilayetine bağlı Tatabánya’da bulunan bir tuğrul kuşu heykeli.)

Budapeşte Üniversiteleri’nin Türk-Altay filoloji (Dil ve Edebiyat) bölümü profesörü, dilci, Türkolog, yazar İştvan Kongur Mandoki Dağıstan’da bir kaç gün misafir olmuştur.

Bütün hayatını Türk halklarının dilini ve tarihini öğrenmeye adamıştır. İ.K. Mandoki’nin “X-XIII. yüzyıllarda Doğu Avrupa Kıpçaklar’ının dili, tarihi ve etnografyası” adlı mükemmel eseri Türkologlar arasında tanınmıştır. Macarlar’ın soy kökleri ve Kıpçaklar’ın menşe’i sorularına cevap arayan İ.K.Mandoki, dünyanın yarısını gezmiş, görmüştür. O, Moğolistan’da Romanya’da, Bulgaristan’da Orta Asya Cumhuriyetlerinde, Başkurdistan’da, Tataristan’da Kazakistan’da çalışmıştır.

https://onturk.wordpress.com/2011/04/15/soylesi-dagistan-macarlarin-eski-vatanidir/

İlmi araştırmalar, onu Dağıstan’a getirmiş, Profesörün kanaatine göre; orası onun eski vatanıdır. Bizim muhabirimiz ile İ.K. Mandoki’nin konuşması bu konudadır.

Soru: Macar ve Dağıstan  halklarının akrabalıkları hakkındaki ihtimaller çok eskiye dayanmaktadır. Bu ne kadar gerçeğe uygundur ?

Yanıt: Bu ihtimallerin gerçek zemini vardır. Macaristan’da iki büyük vilayet vardır. Büyük ve Küçük Kumaniye. Bunlar, Kıpçak kökenli kelimelerdir. Ben Büyük Kumanya’daki Karsok şehrinde doğdum ( Bu Kıpçak dilinde çöl tilkisi demektir) .

Adlarda, soyadlarda ve coğrafi adlarda Türk kökenleri korunmuştur.

Macaristan’daki coğrafi adların yüzde sekseni Türk kökenlidir. Burada Aksu, Kızılsu, Göksu ırmakları, Göktav dağı var. Hun ve Avarlar dönemine ait çok kelime vardır.

Dilde Türk kelimeleri %50, Ugrafin kelimeleri %30, İran %15’dir. Slavyan kelimeleri daha azdır. Gelecekte, “Macaristan’da Türk Kökenli Coğrafi Adlar” adlı kitap yazmak istiyorum.

Soru: Türkler’in Macaristan’a nasıl geldiğini çok merak ediyoruz.

Yanıt : Önce Macarların kim olduğunu bilmeliyiz. Menşe’lerine göre, Macarlar Türk, İran, ve Ugır halklarının karışımıdır. Aynı zamanda Alanlar, Samatlar ve İskit’lerin karışımındandırlar. Bu halklar (kavimler) çeşitli sebeplerden kendi arazilerinden çıkmak zorunda kalmış şimdi Macar dediğimiz halkı oluşturmuşlardır. 3-4 bin yıl önce Ugrafin’lerin bir kolu İskitler’e katılmış, sonra galiba Sarmatlar’a karışmışlardır. Macarlar’ın tariihi çok karanlık ve karışıktır. Burada çok gizlilikler olduğu için çeşitli ihtimaller meydana gelmiştir. Şu çok kesindir ki, Macar kavimleri Sibirya’dan gelmişler ve kaynaklara göre altı, yedinci asırlarda tek bir macar halkı (Madyorlar) gibi birleşmiş ve Hazar Hakanlığı’na dahil olmuşlardır. (Bir göçmen halk olarak Hazarlar’ın sınırındaki İdil sahilinde yerleşmişlerdir) Zamanla Macarlar kuvvetlenmiş ve bağımsız, hür olmak, yani çağdaş dilde devlet kurmak istemişlerdir. Bu Hazar Hakanlığı’nın zayıfladığı bir dönemde başladı. Macarlar isyan ettiler. Yalnız bu kanlı bir çarpışma olmadı ve Macarlar’ın üç Hazar kavmi ile birlikte Tuna ırmağının sahillerindeki verimli topraklara göç etmeleri ile sonuçlandı. Bunu gösteren deliller, yalnız Avrupa’da değil, Dağıstan’da da rastladığımız kurganlardır. Ben benzer kurganları Bakü-Rastov yolu üzerinde de gördüm. İskitler, Sarmatlar, Hunlar, Avarlar’a gelince onlar Tuna sahillerine göç etmişler. Bu verimli topraklar, bu göçebe halklar için, genellikle Almanlar için çok değerli idi. Burada devamlı kanlı savaşlar olurdu. Belki de akrabalarına yardım için, bu göçebe halklar, Doğu’dan Avrupa’ya gelmişlerdir. Galiba bu amaçla Onoğurlar (Türkçe’de tercümesi on kavim demektir) On Oğuzlar) Tuna sahiline gelmişler, Onogur ismi eski Rus dilinde Ugır gibidir (Uygur ?) Polonya dilinde ise “Vengır” gibi söylenmiştir.

Macarlar’ın Hazar Hakanlığı’ndan ayrılmasının bir sebebi de bağımsızlığa kavuşmak istemeleridir. Alman Kral I. Karl, Macaristan’da kanlı savaşlar sürdürdü. Avar kavimlerinden geride kalanları yardım için Madyorlara elçi gönderirler. Macarlar bu topraklara bir düşman gib değil, kurtarıcı gibi gelmişler, Onların köyleri Avar köyleri ile satranç tertibiyle yerleşmişlerdir.

Soru : Kıpçaklar Macaristan’a nasıl geldiler ?

Yanıt : Onlar XIII. asrın ortalarında Kıpçak çölünden (Dest-i Kıppçak ) Kotyan Han’ın önderliğinde Macaristan’a gelmişler. O zaman Kıpçaklar parçalanmıştır.Onların bir kısmı Batu Han’ın Kızıl Ordusuna dahil oldular. Diğer kısmı ise Macaristan’a geldi. Benim atalarım da onların arasındaydı. Rus kaynaklarında Kıpçak soyları hakkında yazılara rastlanılır. Burgeviç, Ulaşeviç, Çortaneviç, Dosksabiç, gibi soyadları. Ben kesinlikle Toksaba soyundanım. Macar-Kıpçakları XIX. yy. sonuna kadar kendi dillerini korumuşler. Kıpçak dilinde konuşan son Kıpçak, yüz yıl önce ölmüştür. Macaristan’da uzun süre devam eden kanlı, acımasız savaşlar, yalnız Kıpçak dilinde değil, Macar dilinde konuşulanları da mahvetti. Avusturya-Macaristan İmp. döneminde zorla Alman ve Latin dilleri kabul ettirilmiştir. Macar dili yasaklandığı için, Kıpçak dili söz konusu bile olamazdı. Böylelikle eski bir dil kayboldu.

Soru: Sizde ne zaman Türk dillerine karşı bir merak oluştu?

Yanıt : Bu çocukluğumda başladı. Biz her zaman Kıpçak olduğumuzu biliyorduk. İhtiyarlarımız eski masal ve efsaneler söylüyorlardı. Çocukken devamlı kafamda bir soru vardı. Eski masal ve şarkılarda söyllendiği gibi, biz eğer Kıpçaksak, o zaman bizim dilimiz nerede? Biz dilsiz nasıl yaşarız? Okulda tarih öğretmenimiz bizim dilimizin Türk dili olduğunu söyledi. Bu dilde konuşan halkları saydı. Bu öğretmenim benim kardeşlerimin konuştukları dilden ben de konuşabilirim sorusunu kafamda oluşturdu. Sovyet ordusu Macaristan’a girdiği zaman bizim ilimizde  askerler vardı. Sovyet askerleri arasında bize benzer insanlara rastladım.  İlkokul beşinci sınıfta okuduğum zaman, bir Kazak askerle tanıştım. O giderken beni bir Kırım Tatarıyla tanıştırdı. Ana dilimin ilk derslerini ben bu insanlardan aldım. Daha sonra ben onlarla mektuplaştım. Onlar bana kitap gazete ve ders kitapları gönderirlerdi. Böylece; benim gönlümde bu dili öğrenmeye bir heves uyandı. Ben hiçbir zaman ilim adamı olacağımı düşünmüyordum. Üç büyük merakım vardır; At, dil, tarih. Ben at yarışllarına meraklıydım ve bu spor okulunda çalıştım. Oradan yeni ayrıldım. Ben Türkler’in tarihi ve etnografyası ilgili  çok kitap okudum. Ve böylece hakikati öğrenmek istedim.

Soru : Macaristan’da çok Türkolog var mı?

Yanıt : Evet, Macaristan Avrupa’nın ilk ve en kuvvetli Türkoloji merkezlerindendir. Bu merkez 170 yıldan beri vardır.

Soru: Hangi dilleri biliyorsunuz?

Yanıt : Her şeyden önce Kumuk dilini biliyor ve onun dört ağzını da (yerel aksanları da ) konuşabiliyorum. Sonra Nogay, Kırgız, Kazak, Tatar, Başkurt; Avrupa dillerinden de İngilizce, Almanca, ve Fransızca biliyor; Rus dilini de okuyorum, yazıyorum.vbiraz da konuşuyorum.

Soru : Kumuk dilini neden özellikle belirttiniz?

Yanıt : Macaristan’da şimdi kaybolmuş benim babalarımın dili olan kıpçak diline en yakın dil olduğu için Kumuk dilini ayrıca belittim.

Soru : Kumuklar hakkında ne zamandan beri haberiniz var?

Yanıt : Üniversitede okuduğum yıllarda meşhur Türkolog Prof. G.Nemeth’in kitaplarını okudum. O, 1913 yılında Kumukistan’a gitmiş ve orada Kumuk-Alman sözlüğü yazmıştır.

Soru : Duyduğum kadarıyla bu, Dağıstan’a ilk gelişiniz değil.

Yanıt : Bu benim üçüncü gelişim. İlk defa 1986 yılında Sovyet Yazarlar Birliği’nin davetiyle geldim. Çünkü ben yalnız ilimle değil; şiir, şiir tercümesi ve Türk folklorüyle ilgileniyorum.

Soru : Bu gelişinizin sebebi nedir?

Yanıt : Kumuklar’ın tarihini, dilini, örf ve adetlerini iyice öğrenmek istiyorum. Benim eski arkadaşım şair Bedredttin Mehmetiv’le beraber Kumuk köylerini teker teker geziyorum. İhtiyarlarla görüşüyorum.. Onların konuşmalarını dinliyorum. Bizim Kıpçak  dilini yeniden yaşatmak istiyor ve bizim bölüm bu işte yardımcı oluyor. Biz, gençlerimizde buna karşı büyük bir ilginin olduğunu görüyoruz. Senelerdir bu konu üzerinde çalışıyoruz. Şimdilik ilk adımlar atılmıştır. Okul kitapları ve sözlükler hazırladık. Onlar az basılmıştır. Kumuk dili Kıpçak diline yakın olduğu için, Kumuk dilinden örnekler veriyoruz.

Eski Kıpçak dilinden dört bin kadar kelime korunmuştur. Elbetteki bı çok azdır. Bu yüzden biz bu boşlukları Kumuk, Balkar ve Karaçay, dillerinin unsurlarıyla doldurmak istiyoruz.

Soru :  Sizce Kumuklar, kendi dil ve adetlerini ne kadar korumuşlardır?

Yanıt : Tamamen kooruyabildikleri kanaatindeyim.

Soru : Siz kendinizi Dağıstan’da nasıl hissediyorsunuz ?

Yanıt : Çok iyi, kendi evimdekki gibi. Buradaki çevreyi ve insanları çok seviyorum. İki kere Hazar Denizi’ne girdim.

Soru : Son zamanlarda Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Türk dili Devletlerinin siyasi faaliyetleri gelişmiştir. Bu gelişmeyi açıklarken daha çok “Pan-Türkizm” kelimesine rastlarız. Bu ne kadar doğrudur?

Yanıt :  Türkçülük (Pan-Türkizm) teriminin negatif anlamda kullanılması yanlıştır. Türkler siyasette liderlik gayretini sürdürmüyorlar ve “Pan-Amerikanizm” ve “Pan-Germanizm” gibi dünya hegemonyası rolüne can atmıyorlar.

Türk dilli halklar, kendi dillerini, kültürlerini, örf ve adetlerini hibir halka hakaret etmeden korumaya çalışıyorlar.

Soru : İstvan, ya sizin çocuklarınız Türkçe biliyorlar mı?

Yanıt : Elbette biliyorlar. Onların çok iyi hocaları var. Benim eşim Kazak’tır. Alma-Ata’daki bir sempozyumda tanıştık. Görüldüğü gibi bizim ailemizde dille ilgili bir probleem yoktur.

Soru : Macaristann ile Dağıstan arasında daha sık ilişkiler olmasını ister misiniz ? Öyle ki insanlar istedikleri zaman birbirleriyle görüşebilsinler.

Yanıt : Dağıstan Macarlar’ın ve benim atalarım olan Kumanların ve Kıpçakların vatanıdır. Böyle olmasaydı bile neden insanlar birbiriyle dostluk etmesinler? Biz Bedrettin ile beraber Kumuk-Macar münasebetleri hakkında bir kitap yazmak ve onu her iki dilde yayımlamak istiyoruz. Bunun bizim halklarımız için çok faydalı bir çalışma olacağını düşünüyorum.

Türk Kültürü Dergisi Sayı: 358

Doç. Dr. Rahile Şükürova tarafından Rusçadan Türkçeye çevrilmiştir.

Reklamlar