Etiketler

, , , , , , , , , , , , ,

Fotoğraflar : Servet Somuncuoğlu

Okuma Önerisi : Cengiz Saltaoğlu

https://onturk.wordpress.com/2011/04/14/esatli-yazitlari-ordu-mesudiye/

I. Satır

Sağdan sola:

Ŋ K1 Ŋ W Ŋ B1

Ŋ   K1Ŋ   WŊ   B1

an kaŋ oŋ ab

An Kaŋ, oŋ, ab!

Anlayış Baba, iyileştir, sağalt!

II. Satır

Sağdan sola:

L2 S2 K2 B2 Z M i

L2S2K2 B2Z   Mi

els(i)k b(i)z ämi

Elsik biz, ämi

(Sana) ileteceğiz, çâresini

III. Satır

Sağdan sola:

ŊR1 Ç S2 S2 Y1Y1M K2 S2

ŊR1 Ç   S2S2 Y1 Y1 M   K2S2

aŋar aç säş ay ay äm käs

aŋar aç, säş! Ay Ayı Ay äm käs!

ona aç, kurtar! Ey Ay çâre buyur!

Cümlenin Tamamı ve Okuma Önerisi

An Kaŋ, oŋ, ab!

Elsik biz, ämi

aŋar aç, säş! Ay Ay äm käs!

An Kaŋ, oŋ, ab!

Elsik biz, ämi  aŋar aç, säş! Ay Ay äm käs!

Anlayış Baba, iyileştir, sağalt!

(Sana) ileteceğiz, çâresini ona aç, kurtar! Ey Ay çâre buyur!

Binişik-Birleşik Yazımlar

III. Satır (Sağdan sola)

Y1Y1 Y1 Y1 M

ŊR Ŋ R1

Açıklamalar

i

Dilbilgisel Çözümleme ve Sözvarlığı

ab! “iyileştir!” (tekil 2. kişi buyurma kipi)

ab- “sağlıklı olmak; iyileştirmek”

Eski Uygur Tü. av- “Sıhhatta olmak” (EUTüS, sy. 17) < *ab- aynı.

Kıpçak Tü. av- “1. Hastayı tedavi etmek. 2. Elle sürtüp ovmak” (KTS, sy. 16) < *ab- aynı.

aç! “aç!” (tekil 2. kişi buyurma kipi)

Orhon Tü. aç- “açmak” (OTG, sy. 237)

Eski Uygur Tü. aç- “2. Açmak, çözmek, yaymak” (EUTüS, sy. 2)

Kıpçak Tü. aç- (I) “1. Açmak, aralamak, açık duruma getirmek. 2. Ortaya çıkarmak. 3. Neşretmek. 4. Genişletmek, rahatlatmak. 5. Bir işe başlamak. 6. Bir yeri ele geçirmek, zapt etmek.” (KıpTüS, sy. 1)

“bilinç, düşünce, anlayış”

Karaçay-Malkar Tü. ang “1. bilinç, şuur, 2. anlama, mütalaa, akıl, zekâ” (KMTS, sy. 84)

Türkmen Tü. “bilinç, idrak” (TTS, sy. 30)

Ana Tü. āŋ düşünce, idrak: Türkm. āŋ- (TDBUÜ, sy. 171)

aŋar “ona”

Orhun Tü. aŋar “/ol/ zamirinin verme durumu” (< *an-gar) (OTG, sy. 121 ve 238)

Eski Uygur Tü. angar “ona” (EUTüS., sy. 11)

Karahanlı Tü. angar “Ona” anlamına bir ilgeç (DLT-K, sy. 144)

ay! “ey!” (ünlem)

Eski Uygur Tü. ay “1. Ünlem, nida, ey” (EUTüS, sy. 18)

Ay “ay, dünyanın uydusu; (metinde) Ay Tanrısı”

Orhun Tü. ay [āy] “ay, otuz günlük süre; kamer” (OTG, sy. 239)

Eski Uygur Tü. ay “2. Ay, kamer. 3. Ay (otuz gün). 4. Antroponim” (EUTüS, sy. 18)

Karahanlı Tü. āy “ay” (DLT-K, sy. 161)

Ana Tü. hāy ay, kamer: Hlç. ay, MK āy, Türkm. āy (TDBUÜ, sy. 173)

biz “biz (çoğul 2. kişi adılı)”

Orhun Tü. biz “biz” (OTG, sy. 241)

Eski Uygur Tü. biz “Biz” (EUTüS, sy. 30)

äm “ilâç, derman, çâre”

Eski Uygur Tü. äm “İlaç, tedavi vasıtası” (EUTüS, sy. 47)

Karahanlı Tü. em “derman, ilaç” (XI.YTŞ, sy. 220)

Eski Türkiye Tü. em “İlâç, deva, çare” (TS III E-İ, sy. 1455)

ämi “(onun) ilacı, dermanı, çâresi” < äm -i “tekil 3. kişi iyelik soneki”

elsik “iletecek” < el- “iletmek” + -sik “gelecek zaman-gereklilik kipi soneki”

el- “yaklaşmak; iletmek”

Eski Uygur Tü. äl- “Yaklaşmak, iletmek” (EUTüS, sy. 47) < *elä- ay.;  älit- “Getirmek, iletmek” ~ ilit- “Götürmek, sevketmek” (EUTüS-1993, sy. 47 ve 62) < äl- ~ *il- “yaklaşmak; iletmek” + -(i)t- “ettirgen çatı soneki”;  iltür- “İletmek, göndermek, götürmek” (EUTüS, sy. 63) < *il- “yaklaşmak; iletmek” + -tür- “ettirgen çatı soneki”

Orhun Tü. elt- “götürmek, iletmek, sevketmek” ~ ilt- “iletmek” (OTG, sy. 243 ve 245) < *elit- ~ ilit- ay. < *el- ~ *il- “yaklaşmak; iletmek” [< *elä- ~ *ilä- ay.] + -(i)t- “ettirgen çatı soneki”

Karahanlı Tü. ėlet- “getirmek” (DLT-K, sy. 254) < *ėle- “yaklaşmak; iletmek” + -t- “ettirgen çatı soneki”

Eski Türkiye Tü. elet- ~ ilet- “götürmek, yerine ulaştırmak, eriştirmek” (TS III E-İ, sy. 1430 ve 2048) < *ele- ~ *ile- “yaklaşmak; iletmek” + -t-“ettirgen çatı soneki”

Çağdaş Türkiye Tü. (Ağızlar) elet- “İletmek, götürmek” (DS V E-F, sy. 1712) < *ele- “yaklaşmak; iletmek” + -t- “ettirgen çatı soneki”;  eleş- (I)“Ulaşmak, yetişmek, tutmak” (DS V E-F, sy. 1712) < *ele- “yaklaşmak; iletmek” + -ş- “işteşlik çatısı soneki”

[Krşnz. Moğol. ile- “göndermek” (MTS 1 A-N, sy. 645)]

[Ek için krşnz. {-sIk} Ekli Eylem Adı 404. {-sIk} ekli eylem adında gelecek zaman-gereklilik anlamı vardır. Bu ek Ongin yazıtında {-sIg} olarak geçer. (OTG, sy. 166)

{-sIk} Ekli Gelecek Zaman 436. {-sIk} ekli gelecek zaman eylem adı yüklem olarak da kullanılır. Bu yüklem gelecekte mutlak olarak işlenecek bir eylemi belirtir. (Orhon-Yenisey yazıtlarında) yalnız 2. kişi biçimi için örnekler vardır. (OTG, sy. 185)]

[İsim Fiiller 228. -sıġ, -sig; -suġ, -süg; yahut,ile mi?  alķan-sıġ törü “övülmüş töre”; işlämä-sig iş “yapılmayacak iş (yapılmaması gereken iş)”;ät’öz kod(ı)kar-suġ öd “vücudu koyacak (yani ölecek) zaman”; kigür-süg törü “girilecek (gidilecek, uyulacak) töre” (ETG, sy. 82 ve 84)]

elsik biz “ileteceğiz”

kaŋ “baba”

Orhun Tü. kaŋ “baba” (OTG, sy. 246)

Eski Uygur Tü. kang “1. Baba, peder” (EUTüS, sy. 110)

käs! “kes! hüküm ver! hükmet! buyur!” (tekil 2. kişi buyurma kipi)

käs- “kesmek, sona erdirmek, kesin sonuca bağlamak, hüküm vermek, hükmetmek, (Tanrı bir şeyi) buyurmak”

Orhun Tü. käs- “kesmek” (OTG, sy. 247)

Eski Uygur Tü. käs- “1. Kesmek, kırmak. 2. Tayin etmek, koymak” (EUTüS, sy. 72)

Karahanlı Tü. kes- “1. kesmek, ilgi kesmek. 2. kesmek, ayırmak, ortadan kaldırmak. 3. sıvazlamak. 4. hükmetmek, hüküm vermek”; kesmek “hüküm, hüküm verme” (TİKT, sy. 445)

Harezm Tü. kes- (I) “kesmek, kırkmak”; kes- (II) “farz kılmak” (kesti Tangrı 79-2) (ME, sy. 140)

Eski Türkiye Tü. kes- “1. Katî neticeye bağlamak. 2. Bir bedel üzerinde uyuşmak. 3. Ayırmak, uzaklaştırmak, koparmak” (TS IV K-N, sy. 2452-2453)

äm käs- “çâreye hükmetmek, çâre buyurmak”

oŋ! “iyileştir! sağalt!” (tekil 2. kişi buyurma kipi)

oŋ- “iyileşmek; iyileştirmek, sağaltmak”

Eski Uygur Tü. on- “sağlamak, onarmak, tedavi etmek, şifa bulmak” (EUTüS, sy. 95) < *oŋ- aynı.

Kıpçak Tü. oŋ- (II) “gözetmek, murakabe etmek” (KTS, sy. 205)

Eski Türkiye Tü. oŋ- “İyileşmek, şifa, salâh bulmak, uygun olmak, uygun gelmek, iflâh olmak, feyz ve bereket bulmak, düzelmek” (TS V O-T, sy. 2994)

säş “çöz! kurtar!” (tekil 2. kişi buyurma kipi)

Eski Uygur Tü. säş- “Çözmek, bağını açmak” (EUTüS, sy. 132)

Karahanlı Tü. seş- “çözmek, bağlarından kurtarmak” (DLT-K, sy. 483)

Esatlı Yazıtlarının Dili Hakkında

Bu çalışmada incelenen Esatlı yazıtlarının dili konusunda en dikkat çekici nokta üç yazıtta dört sözcükte sözcükbaşı /c-/ sesbiriminin varlığıdır:

Esatlı cärinti Genel Türkçe yärinti “bedbaht oldu” (Esatlı II, 8)

Esatlı cäk Genel Türkçe yäk “şeytan” (Esatlı II, 9)

Esatlı calaŋıg Genel Türkçe yalaŋıg “çıplağı” (Esatlı VI, 1)

Esatlı cokı Genel Türkçe yokı “yoğu, yoksulluğu” (Esatlı XVIII, 2)

Sözcükbaşı /c-/ nedeniyle Esatlı yazıtlarının dili hakkında iki öneri ileri sürülebilir:

Birincisi, bu yazıtların dilinin Eski Bulgar Türkçesini temsil ediyor olabileceğidir. Bilindiği gibi, Genel Türkçe /y-/ = Eski Bulgar Türkçesi (Tuna Bulgarcası: 8.-9. yüzyıllar) /c-/ ses değişimi, az sayıdada olsa, Tuna Bulgarlarından kalma dil verilerinden saptanmıştır. (Bknz. Tuna Bulgarları ve Dilleri, TDK Yayınları: 530, 1987, Talat Tekin, sy. 14 ve 22.) Ancak, Bulgar Türkçesiyle Genel Türkçe arasındaki asıl temel ses denklikleri, bilindiği gibi, Bulgar Türkçesi /l/ = Genel Türkçe /ş/ ve Bulgar Türkçesi /r/ = Genel Türkçe /z/’dir. Bu bağlamda, Esatlı yazıtlarının dili Genel Türkçeyle uyumlu olup sözcükbaşı /c-/ nedeniyle yazıtların dilinin Eski Bulgar Türkçesine ait olması olasılığı sözkonusu değildir.

Sözcükbaşı /c-/ nedeniyle, Esatlı yazıtlarının diline ilişkin ikinci öneri, bunun Eski Oğuz-Kıpçak Türkçesini temsil ediyor olabileceğidir. Nitekim Divânü Lugâti’t-Türk’te Kâşgarlı Mahmud, daha 11. yy. başlarında Oğuzlar ve Kıpçakların, sözcükbaşındaki /y-/’leri, öbür Türklerden farklı olarak, /c-/’ye çevirdiklerini kaydetmektedir:

“Nitekim Oguzlar ve Qıfçāklar, ister ad ister eylem olsun, sözcüklerin başındaki bütün ye’leri elif ya da cim’le değiştirirler. Örneğin Türkler “gezgin” anlamına gelecek biçimde yelgin derken, onlar elgin der. Türkler “ılık su”ya yılıg sūw der, onlar elifle söyler ve ılıg der. Benzer bir şekilde Türkler “inci”ye yinçü derken, onlar cinçü der. Türkler “devenin çenesinin altındaki uzun tüylere” yogdu derken, onlar için bu cogdu’dur.”

Oguzlar ve Qıfçāklar, sözcüklerin başında bulunan bütün ye’leri (y), cim (c) olarak söylerler. Nitekim ol meni cẹtti: O, bana yetişti derler, ancak bu aslında ye’yle söylenen yẹtti eylemidir. Benzer bir şekilde Türklersuwda yundum: suda yıkandım derken, bunlar [Oguzlar ve Qıfçāklar] aynı anlama gelecek biçimde cundumder. Türk ile Türkmēn lehçesi arasında bu değişmez kural vardır.”

(Divânü Lugâti’t-Türk, Kâşgarlı Mahmûd, Kabalcı Yayınevi, 2005, Çeviri, Uyarlama, Düzenleme: Seçkin Erdi, Serap Tuğba Yurteser, sy. 23-24 ve 86)

Esatlı metinlerinin Eski Oğuz-kıpçak Türkçesine aitliğini düşündüren bir başka veri ise, metinlerde, Genel Türkçe belirli geçmiş zaman soneki -di’nin yanısıra, -tuk/-tük (< -duk/-dük) sonekinin de belirli geçmiş zaman çekimi için kullanılmış olmasıdır:

alkıntukı “mahvoldu” (Esatlı VI, 1)

altukıŋ “aldın” (Esatlı X, 6)

kıntukı “istedi” (Esatlı XIX)

Volga Bulgar Kitabeleri ve Volga Bulgarcası adlı yapıtında Talat Tekin konu ile ilgili şu değerlendirmeyi yapmaktadır:

Volga Bulgarcası

Geçmiş zaman

72. Volga Bulgar kitabelerinde geçmiş zamanın tekil 3. kişisi genel olarak -tuwi/-ruwi -duq-i eki ile, seyrek olarak da -ti (= Çuv. -çĭ) eki ile kurulur. Bunlardan ikincisi bilindiği gibi, Genel Türkçe olup birincisi asıl Volga Bulgarcasıdır. Bununla birlikte, -duq/-dük sıfat-fiil eki ile kurulmuş geçmiş zaman şekillerine Orhon Türkçesi ile Kâşgarlı Mahmud’un sözlüğünde de rastlamaktayız: ebke teg-dük-üm “Ordugâha vardım” (Ongin, sağ taraf, 2. satır), men yā qur-duq “Ben yay kurdum”,olar ewke kir-dük “Onlar eve girdi”, vb. (c. II, 61, 62). Kâşgarlı’nın -duq/-dük eki ile kurulan geçmiş zamanı Suvarlarla Oğuzlara ve bir kısım Kıpçaklara özgü sayması ilginçtir (c. II, s. 60). (baknz. Volga Bulgar Kitabeleri ve Volga Bulgarcası, TDK Yayınları: 531, 1988, Talat Tekin, sy. 41)

Esatlı metinlerinde, Genel Türkçe -di sonekinin yanında, belirli geçmiş zaman çekimi için -tuk/-tük (< -duk/-dük) sonekinin de kullanılmış olması, Talat Tekin’in yukarıda, Divânü Lugâti’t-Türk’ten yapmış olduğu alıntıda belirttiği gibi, “Kâşgarlı Mahmud’un, -duq/-dük eki ile kurulan geçmiş zamanı Suvarlarla Oğuzlara ve bir kısım Kıpçaklara özgü sayması” ile uyumludur.

Bu çalışmada incelenmiş Esatlı yazıtlarının ikisinde (Esatlı III, 1 ve Esatlı XVI, 2) öbür Esatlı yazıtlarındaki sözcükbaşı /c-/’ye karşılık, sözcükbaşı /y-/ bulunmaktadır. Bu nedenle, Esatlı metinlerinde Eski Oğuz-Kıpçak Türkçesinin, sesbilgisi açısından iki ayrı lehçesi temsil ediliyor olmalıdır.

Esatlı Yazıtlarındaki Dilin Eskiliği Hakkında

Esatlı yazıtlarındaki dil, bu yazıtlarda geçen kı- “kılmak, yapmak, etmek” kök eylem biçimi nedeniyle Orhon-Yenisey yazıtlarındakinden daha eski olmalıdır. Bilindiği gibi, Orhon-Yenisey yazıtlarında ancak bu kök eylemin türevleri olan kıl- ve kış- bulunmaktadır:

kış- “birlikte kılmak, birlikte yapmak” (işteşlik çatısı) < *kı-; krş. kıl- kı-l- (sıklık çatısı?); krş. bir de Moğol. ki- “kılmak, yapmak, etmek” (OTG, sy. 95)

Öyle anlaşılmaktadır ki Türkçenin daha eski dönemlerinde bağımsız olarak yaşamış olan bu kök biçim, Orhon-Yenisey yazıtlarının yazıldığı dönemde yerini çoktan daha uzun türevleri olan kıl- ve kış-’a bırakmıştı. Bu bağlamda, yazıtların dilinin, Orhon-Yenisey yazıtlarından (7.-10. yüzyıllar) daha eski olmak üzere, Eski Türkçe döneminin başlarına, yâni, 6. yüzyıla, hatta, kuramsal sınırları biraz zorlayarak, belki de Ana Türkçe döneminin sonlarına, yâni, 4.-5. yüzyıllara ait olduğunu düşünmek mantıklı olabilir.

Esatlı yazıtların daki önemli noktalar

Esatlı runik yazıtlarının büyük bölümünün, yaygın olarak tanınan Türk (Orhun-Yenisey) runik yazıtlarının tersine, soldan sağa doğu okunuyor olmaları, Türk runik yazıtlarının okunuşuyla ilgili bilinen genel kurala ters düşmektedir. Ancak şunu belirtmek gerekir ki Türk runik yazıtlarının sağdan sola doğru okunması “genel kuraldır” fakat “saltık kural” değildir. Yani, soldan sağa doğru okunan Türk runik yazıtları da vardır. “Orhon Türkçesi Grameri” adlı yapıtında Talat Tekin bu konuda şunları söylüyor: “Eski Türk runik yazısı sağdan sola doğru yazılır. Az sayıda bazı Yenisey yazıtlarında satırların soldan sağa doğru yazıldığı  da görülür.Ancak bu durumda harfler ters yöne çevrik olarak kazınmıştır” (OTG, sy. 20). Esatlı yazıtlarının büyük bölümü soldan sağa doğru okunmaktadır, ancak bu yön seçiminin benim kişisel yeğlemimden kaynaklanan ya da “sağdan sola doğru okumayı beceremedim, bâri bir de soldan sağa doğru deneyeyim” gibi bir yüzeyselliğin sonucu olmadığını belirtmem gerekir. Bunun iki nedeni bulunmaktadır: Soldan sağa doğru okunan yazıtlarda,

1) Satır başlangıçları açık bir biçimde solda yer alıyor.

2) “Yönlü” harfler genellikle soldan sağa doğru bakar biçimde kazınmış bulunuyorlar, yâni, okumanın yönünü gösteriyorlar.

Sonuç olarak, satır başlangıç(lar)ı açıkça solda olan ve/veya “yönlü” harfleri soldan sağa doğru bakar durumdaki bir runik yazıt “kural olsun” diye sağdan sola doğru okunamaz. Bu yapılırsa, ya yazıt okunamaz ya da bir okuma yapılsa bile, bu yanlış bir okuma olur. Örneğin, tekbaşına “Türk runik yazısı kural olarak sağdan sola doğru okunur” gibi bir bellemle yola çıkılırsa, bu durumda, yukarıdaki alıntıda Talat Tekin’in söylediği gibi, “harfleri ters yöne çevrik olarak” yani “soldan sağa doğru bakar durumda” kazınmış, dolayısıyla “genel kurala” ters olarak soldan sağa doğru okunacak Yenisey yazıtları ya hiç okunamaz ya da şöyle veya böyle bir okuma yapılsa bile, yanlış okunmuş olurdu. Yukarıda da söylediğim gibi, Esatlı yazıtlarının tümü soldan sağa doğru olmayıp, sağdan sola doğru olanlar da vardır, ancak genel eğilim soldan sağa doğru okunma biçimindedir. Ve, yukarıda da belirttiğim gibi, bu yön yeğlemi bana ait olmayıp Esatlı runik yazıtlarının yaratıcısı Eski Türklere (Eski Oğuz-Kıpçak Türklerine) ait bulunmaktadır.

Esatlı yazıtlarındaki abecenin Grek-Latin abecesiyle olan benzerliği yüzeyseldir. “Benzerlik” tekbaşına “özdeşlik” anlamına gelmez. “Benzer” imlerin hemen tümü Türk (Orhun-Yenisey) runik abecesinin bilinen ilgili imlerinden türetilebilir. Bu olgu aşağıdaki karşılaştırmadan açıkça görülebilir. Ayrıca okuyucu burada, Grek-Latin harflerine “benzer” olan Esatlı runik imlerinin ses değerlerinin Grek-Latin “benzerlerininkinden” bütünüyle ayrı, başka olduğuna da dikkat etmelidir.

Esatlı Yazıtları Ses Değerleri

Esatlı yazıtlarında kullanılmış olan runik abecenin en dikkat çekici özelliklerinden biri, yazıtlarda /i/ sesi için iki ayrı runik imin kullanılmış olmasıdır. Bunlardan biri, Orhun-Yenisey abecesindeki, hem /ı/ hem de /i/ sesini veren, bilindik runik im, ötekisi ise, yalnızca /i/ sesini veren ve Orhun-Yenisey yazıtlarında karşılaşılmayan ikinci bir runik imdir:

I (ı, i)

i

Tuhaf, hatta yanlış gibi görünse de, bu durum Esatlı yazıtlarının sesbilgisi açısından zorunludur. Bu zorunluluğun nedeni, Tükçenin eski dönemlerinde 3. kişi iyelik soneki /-(s)i/’nin ünlü uyumuna girmiyor oluşudur. Ünlü uyumuna girmeyen bu 3. kişi iyelik sonekinin, art ünlülü (kalın) sözcüklere eklendiği zaman, Orhun yazıtlarında yazımda sesbilgisel olarak nasıl gösterildiği konusunda, “Orhon Türkçesi Grameri” adlı yapıtında Prof. Dr. Talat Tekin tarafından şu bilgi verilmektedir (2003, sy. 51-52):

[66. 3. kişi iyelik eki Orhon yazıtlarında genellikle /+i/ ve /+si/ biçiminde ön ünlülüdür. Bu durum yazımdan anlaşılmaktadır: Bu eki almış art ünlülü sözcüklere eklenen belirli nesne eki /+n/ genellikle ön /n/ harfi ile, iyelik ekinin /+si/ türünü almış art ünlülü sözcüklerdeki /s/ ünsüzü de genellikle ön /s/ harfi ile yazılır.

Buna göre, belirli nesne eki almamış iyelik ekini de her yerde -i ve -si biçiminde okumak gerekir kanısındayım.]

Yukarıdaki bilgilerden anlaşıldığı gibi, art ünlülü (kalın) sözcüklere eklenen ve belirli nesne eki almamış, yalın durumdaki 3. kişi iyelik sonekinin gerçek ses değerini Orhun-Yenisey abecesiyle yazımda göstermenin bir olanağı yoktur. Bunun nedeni, 3. kişi iyelik soneki /-i/’yi yazmak için kullanılan runik imin, hem /ı/ hem de /i/ seslerini vermek üzere, ikideğerli oluşudur; bu durum yazımda bulanıklığa yol açmaktadır.

Esatlı runik yazıtlarında ise, art ünlülü sözcüklere eklendiğinde, yalın durumdaki 3. kişi iyelik soneki /-i/’nin gerçek ses değerinin yazımda gösterilmesi sorunu, aşağıdaki örneklerden de açıkça görülebileceği gibi, yalnızca /i/ sesini veren ayrı bir runik imin kullanılmış olması yoluyla çözülmüştür. Bu aynı zamanda, MiŊ > ämiŋ “(senin) çâren” gibi bir sözcüğün de art ünlülük – ön ünlülük yönünden yazımda hiçbir bulanıklığa uğramadan gösterilebilmesini olanaklı kılmıştır. Oysa, bu sözcük Orhun-Yenisey’de ancak MIŊ biçiminde yazılabilmektedir ki hem M’nin (am/äm/m) ve I’nin (ı/i) hem de Ŋ’nin (aŋ/äŋ/ŋ) art ünlülük – ön ünlülük yönünden ikideğerli oluşu nedeniyle, Orhun-Yenisey abecesiyle ämiŋ “(senin) çâren” sözcüğünü yazımda gerçek ses değerleriyle göstermenin bir olanağı bulunmamaktadır.

Kaynak: Orhon Türkçesi Grameri (İstanbul 2003, Talat Tekin, sy. 22-23)

Kaynak: Tarih Boyunca Türkçenin Yazımı (Türk Dilleri Araştırmaları Dizisi: 19, Simurg, Ankara 1997, Talat Tekin, sy. 18-20)

Kaynak: Avrupa’nın Eski Türk Runik Abideleri (T.C. Kültür Bakanlığı Yayınları, Bilim Dizisi / 9, Ankara, 1996, S. Ya. Bayçarov, Çeviren: Muvaffak Duranlı, sy. 96-97)

Reklamlar