Etiketler

, , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Sevgili vatandaşlarım :

Aşağıdaki, tüm dünyanın önünde saygıyla eğildiği Centre National de la Recherche Scientifique(Bilimsel Ulusal Araştırma Merkezi)in yayımladığı ve Batı dünyasının gurur ve övünme konusu olan Hint-Avrupa Dilleri iddiasının tümüyle kuramsal olduğu ortaya çıktığını açıklayan  ve ilkel olduğu iddia edilen Türkçemiz’in bilimde ve tarihte lâyık olduğu yeri almış olduğunu bildiren,Türk kültür ve uygarlığını dünyaya haykıracak değeri biçilmez “eylûl 2000 tarih ve 386 sayılı bülten’i sunan  “kısa” makalemin halkımıza bildirilmesi için baş vurduğum basınımızdan ses seda çıkmadı…. Bir derginin yazı kurulu onu olduğu gibi reddetti.

https://onturk.wordpress.com/2011/04/06/881/

Bu tür bir bülten, bu tür tarihsel bir bülten’i basınımızın ilk sahifelerinde büyük puntolu harflerle  göstermesi gerekirken – güncel sayılmayarak- ya da kendimize güvenimizi yitirmiş olduğumuzdan arka sahifelerde bile yer almaması bilmem nasıl açıklanabilir ?…Sanırım, büyük bir Türk kültürüne sahip olmamız kendimize yakıştırılamamaktadır ; Bu da, Batı’nın övünç duyacağı bir zaferdir… Ata’mızın “Türk, Övün, Çalış, Güven” sözlerini unutturmuya başarmışlardır…BOP yolunda bir engeli daha aşmışlardır.

Bülteni, makale haline getirmiş olduğum ve tamamını verdiğim yazımı okuduktan sonra karar vermek sizlerindir.

KURAMSAL HİNT-AVRUPA DİLLERİ’nin SONU !..

Dil’i, yazı’sı ve din’i dışardan gelen ve bu haliyle, acınılacak durumda olan Avrupa, dil’inin kökenini bulmuş olduğu hayaliyle yakın zamanlara kadar mutlu yaşamıştı ; Bu şu şekilde olmuştu :

Önce, Hint Avrupa Uygarlıkları teorisi ortaya atılmıştı :(1)

“…Başhâkim(chief of the Supreme court of judicature, Bengal) Sir Williams Jones 1783 yılında (bundan215 yıl önce) Londra’dan Kalkütta’ya tayin olunca hemen Sanskritçe öğrenmeye başlar ve bu dildeki

  • ASMİ, ASİ, ASİ, ASTİ çekiminin Lâtince’deki
  • SUM, ES, EST ve Grekçe’deki,
  • EİMİ, Eİ, ESTİ şeklinde olduğunu hayretle görür. Bu alanda eser yazan Franz Bopp(1791 – 1863) Sir W. Johns’ la ayni kanıyı paylaşır ve bu şeklide önce İNDO-CERMEN (dili ya da dil ailesi) kavramı doğar…”

Zamanla bu kavram altında tüm Batı Dil ve Uygarlığını toplayarak ona

  • HİNT-AVRUPA UYGARLIĞI adını verirler. Fakat, araştırmalar derinleştikçe, önce UYGARLIK kavramı çözülmeğe başlar. Örneğin, DENİZ sözcüğü tek müşterek bir sözcük değildir. Bu türden pek çok ad ve kavramın ayrı ayrı ifade edildiği görülür. (2). Bu dillerin belkemiğin oluşturan bu İMEK / OLMAK fiilinin dışında yapılan köken araştırmaları asla bir sonuç vermez bu haliyle HİNT-AVRUPA KURAMSAL UYGARLIĞI  ikinci kattan inşa edilmiş bir binaya benzer.
  • Bu endişenin farkında olan ilk ve büyük Hint-Avrupacılar  arasında olan George Dumezil, yaşamının son günlerinde büyük bir şüpheye düşer ve sonuçta Hint-Avrupa Uygarlıklarını ÇOK YAZARLI BİR ROMAN olarak vasıflandırır.(3)

Bu çıkmazdan kurtulmak için Hint-Avrupa Uygarlıkları sınırlandırılarak ona HİNT-AVRUPA DİLLERİ adı verilir.

Verilir ama…?  Burada büyük bir parantez açacağız :

  • Batılılar, tarihten gelen ön-fikirlerle, diller, kültürler  ve uygarlıklar konusunda araştırmalar yaparken tüm dillere ve hattâ DRAVİTÇE’ye bile başvurmuşlar ve fakat asla Türkçe’yi düşünmemişler ya da düşünmek istememişlerdir…Bu nedenle de 223 yıldan beri aradıkları Hint-Avrupa dilleri’nin kökenini bulamamışlardır. gerekli köken bize Kâzım Mirşan tarafından verilmiştir :

Hint-Avrupacılar LEOPAR sözcüğünün , tipik  bir örnek olduğunu ve bu sözcüğün tüm Hint-Avrupa dillerinde müşterek bir kelime olduğunu ileri sürmüşlerdir.?

Fakat!…

  • Kökende Ön-Türkçe  LUU-BARŞ bulunur…Bizde PARS olmuştur… Devam edelim… Bir öteki iddia :
  • SETTE (7) sayısının tüm dillere müşterek söylendiğini gururla iddia ederler ; Gerçekte, köken Ön-Türkçe’dir …ËZ-ËDİ, yani kutsal demek olan bu sözcük
  • Yakutça’da SETİ, Orta Asya’da, Qazaklar’da CETİ bizde YEDİ olmuştur ve de
  • Lâtince’ye Etrüsklerle SETTE, İtalyanca’ya aynen SETTE, Fransızca’ya SEPT, İngilizce’ye SEVEN,, Almanca’ya ZİEBEN,
  • Eski Hintçe’ye SAPTA,  Farsça’ya SEB’A, Çince’ye Ç’İ halinde geçmiştir.

Bir örnek daha, YILDIZ :

  • YULTUZ, YILTIZ, Ön-Türkçe; YULDIZ  Tatar’ca; CULDIZ, Qazaq’ça ; SILTIS, Altay’ca; SILTIR , Çuvaşça; STEÎRK , Kürtçe; STARE Farsça; STAR İngilizce; STERN, Almanca; STELLA, Lâtince;  ASTRON Yunanca;, ASTRE Fransızca: ZVEZDA Rusça…

Fakat asıl  şimdi, İM/ek(im-güzel/İM…) ve OL/mak ( zengin OL/dum), ET/mek (telefon ET/tim) fiillerinin kökeninin Ön-Türkçe olduğunu göreceğiz. Bunun için tarihin derinliklerine , Bitig taşlar üzerinde Ön-Türkçe okunmuş olan Ön-Türk söylence bilimine başvuracağız.

Ön-Atalarımızda, TANRI’da OLMA ve TANRI’dan GELME aşağıdaki şekilde algılanmıştır(4):

TANRIDA OLMA

Kişi, Tanrı’da, Kozmos’ta

  • renksiz, kokusuz, hareketsiz, şekilsiz bulunmaktadır.Buna
  • UYU-USUQ, Tanrısal uyku  diyebiliriz…(Kültürümüzü , tarihimizi, Söylencebilimimizden haberimiz olmadığından bu deyim zamanla değerini kaybetmiş ve UYUŞUK şekline dönüşmüştür )

TANRIDAN GELİŞ

  • Tanrı buyruğu ile Uyu-usuq kişi,
  • OT-OZ DEĞİŞİMİ’ ne uğrayarak yani, yanma Yoluyla değişerek,

Ozlaşarakkozmik enerji’ye dönüşerek, şekil değiştirerek ki buna Batı dilindeMetamorfoz diyoruz,

  • döne döne (Prof.A.İnan)
    • alev, ateş, enerji, ışık halinde ( bütün dinlerde NÛR)
    • yeryüzüne iner, Yeniden
    • OZ’laşarak,
    • Madde, cisim halinde kişi’ye dönüşür ;
    • VAR  olur, ËS, yani CAN olur, ÖN-Türk kişisi olur.

Artık sıra bu kişiler,  can lar, kişiler arasında,

  • belirleme yapmaya gelmiştir.
  • Kendini, yakınındakini, uzaktakini belirlemek gerekmektedir:
  • kendi için, …Ësi-Ëm…ben-im,
  • yanındaki için…Ësi-Ën…sen-sin,
  • uzaktaki için…Ësi…o‘’dur”.

Bunun,

  • ËSİ-ËM…Ësi – ËÑ…ËSİ ;… VAR/ım, VAR/sın, VAR…; CAN/ım…CAN/sın…CAN ; CANLI/yım, Tanrı katından, Tanrı’nın emriyle, ‘’Tanrı katında, cansız, şekilsiz, renksiz, kokusuz tanrısal uyku halinden, yeryüzüne inip, can-ruh sahibi oldum , canlıyım mevcudum, var’ım’’ (bizde ve Finlerde üçüncü kişi (O) şeklindedir),

ÖN-TÜRKÇE’nin, ve ÖN-Türkçeden kaynağını alan bütün dillerin belkemiğini oluşturan

  • VAROLMAK ..İM/ek Fiili doğmuştur.
  • ÖN-TÜRKÇE İLK DİL OLARAK TARİHTEKİ – bilinmeyen ya da bilinmek istenmeyen yerini almıştır.

ÖN-TÜRKÇE, bu köken fiili, Hint-Avrupa Kuramsal dillerin kökeninde, belkemiğinde görürüz.(5)

ËSİ – ËM…ESİ-ËÑ…ESİ

  • ASMİ…  …ASİ…….ASTİ
  • EİMİ………Eİ………ESTİ
  • SUM………ES……..EST…. (Ësi ,Çincede, SI, Kürtçede EZE şeklindedir)

ËSİ, Lâtince ve İtalyanca’ mastar halinde ES/sere’dir.

ET/mek, Fransızca’da ÊT/re’dir.

İ AM ile Ësi-Ëm arasındaki benzerlik… Tatarca ve Etrüskçe’deki MİN-BİN ‘in Almanca’da İCH-BİN Holanda’ca da İCK-BEN oluşu…Hint-Avrupa Dilleri teorisine şüpheyle bakabilmek  için gerekli olan gerçeklerdir.

Kâzım Mirşan bu gerçekleri 1983 yılında, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü tarafından basılan Proto-Türkçe’den Bugünkü Kürtçe’ye başlıklı kitabında açıklamıştı.

Bu konuda onun tümüyle haklı olduğu ;

  • Centre National de la Recherche Scientifique(Fransa, Bilimsel Ulusal Araştırma Merkezi-C.N.R.S.)in ,
  • eylûl 2000 tarihli ve 386 sayılı haber bültenini 8’nci sahifesinde verilen açıklamalarla aydınlığa kavuşmuştur ; Aşağıya, bu bültenden bizi doğrudan ilgilendiren paragrafları alıyoruz (6)

‘’….Yirminci yüzyılın önemli bir bölümünde, arkeoloji, dil bilimi ve nüfus genetiği disiplinleri, herbiri kendi yollarını çizdiler, kendi yöntemlerini belirlediler, kendilerine özgü hedefler belirlediler ve kendi bulgularını elde etmeye çalıştılar. Son on yılda ise, Anglo-Sakson ülkelerde bu üç disiplini bir araya getirmek için büyük çaba harcanmıştır. Bu çabalar İngiliz arkeolog Colin Renfrew tarafından ‘‘yeni sentez’’ olarak adlandırılmıştır. Bu alandaki çalışmalar, önceki yüzyıl çalışmalarını önemli ölçüde geride bırakmıştır.

Genetik uzmanları ve dil bilimcilerce yürütülen ortak çalışmalar, (örneğin, Stanford Üniversitesinden Cavalli Sforza, Greenberg, ve Ruhlen) insan gurupları arasındaki genetik bağların, diller arası bağlara paralel olduğunu göstermişlerdir. Gerçekten de, dünyanın bir çok yerinde(Afrika, Avrupa, Çin vb.) biyolojik nüfus dağılımı ve dil dağılımı arsında önemli paralellikler saptanmıştır.

Bunun sonucu olarak, dil bilimi alanında, dil tipolojisi ve dil sınıflandırması hakında, yeni hipotezler zorunlu olmuştur. On sekizinci yüzyıl sonları ve on dokuzuncu yüzyıl başlarında, dil bilimcilerce ortaya atılan Hint-Avrupa dilleri karşılaştırmalarının, tamamıyla yalanlanma zorunluluğu ortaya çıkmıştır.

Bir kaç hipotez, dillerin birkaç üst-aile olarak guruplandırılmasını öngörmektedir (Avrasyatik, Dene-Kafkas, Nostratik, Nilo-Saharan, Amerindien, Hint-Pasifik, Avustrik); Böylece, örneğin, Hint-Avrupa gurubunun kendisi, Altay gurubu dillerle, aynı üst-aile’nin dalları olmaktadırlar ki, Fransızca Türkçe ve Mançuca gibi birbirinden farklı diller, bu üst-aile içine girmektedir…’’

Bu açıklamalardan vardığımız sonuçlar :

1- Altay dillerin gurubu – büyük bir olasılıkla, unutturulması,  kültür dünyasından silinmesi için – adı değiştirilerek, ona ASİANİC, Asyalı denmiş ama, nerede ve ne zaman olduğubelirsizleştirilmişti.

2-    Akurgal ise, Altay dilleri yerine BİTİŞGEN diller deyimini kullanarak, Almanca’yı,  üstü kapalı halde ileri sürmüştü ; Çünkü, Almanlar, kökenlerinin Hititler’e dayandığı iddiasında idiler ve çünkü, Hititçe’de Almanca’ya benzer sözcükler vardı…Hititçe sözcüklerin kökeninde  Ön-Türkçe’nin varlığını bilmeden (!)…

CNRS’in, 386 no.lu haber bülteniyle,

  • Altay dil gurubu, değerine yeniden kavuşmuştu.

Bu varılan sonuçlarda, imzaları olan uluslararası ad’a sahip olan araştırmacılara gelelim :

Batının üzerinde dikkatle durduğu ve kökenlerini aradığı Etrüskler, İskitler ve Qamunlarkonusunda hazırladığım makaleyi kurucusu olduğum, PARİS, CENTRE CULTUREL ANATOLİE’nin resmî kağıdına yazarak,  bu merkezimizin bir yayını halinde ve Başkanımız Dr. Demir Fırat Ongen’in takdim yazısıyla Fransa Türkoloji Enstitüsü’ne  göndermiştim ; cevap alamadım

Ayni makaleyi, Kembriç Üniversitesi profesörlerinden Colin Renfrew’a yolladım, sökreteri, mektubumun alındığını bildirdi.(belgeleyebilirim)

Ayni makaleyi, bu kere, Stanford Üniversitesi profesörlerinden CavalliSforza’ya New-York’taki öğrencim Levent Alaybeyoğlu yoluyla sundum. Cevabında, jenetikçi olduklarını fakat, çok ilginç bulduğunu makaleyi inceleyeceğini söylemiş.

Gerçekten, incelenmiş ve Fransızca ile olan ilişikisi de ortaya konmuştu…Bu sayın kişi, yazımı

  • ’Haber verici’’değerde bulup ilgilenmiş ve
  • bilimsel şüpheyle incelemiş ve aradan oldukça uzun bir zaman geçmiş olmasına karşın zamanı gelince üzerine eğilmiş ve yukarda verdiğim sonuçlara varmış.

Batılı araştırmacılar, son zamanlara kadar,  buldukları her yere Hint-Avrupa Dili damgası’nı yapıştırmışlardır. Bu davranışın ne büyük yanılgılara yol açmış olduğunun ortaya çıkması ve bu yanlışların düzeltilmesi çok zaman alacak, tarih ve kültür tarihi yanlışlar arasında yol almağa devam edecektir ; Henüz , Hint-Avrupa Dilleri teorisi’nin terk edilmesi gerektiğinin büyük kitlelere yayılmamış olduğu düşünülürse, nasıl bir bilimsel felâket içinde olduğumuz daha iyi anlaşılacaktır.

Yazımın belkemiğini oluşturan Centre National de la Recherche Scientifique ‘in Eylûl 2000 tarihli 386 numaralı bültenini Fransızca aslıyla olduğu gibi aşağıya alıyorum.

Kaynaklar :

  • / 5 / Proto-Türkçe’den Bugünkü Kürtçe’ ye – Kâzım Mirşan)
  • 2/ Georges Ville, dict. D’Arhéologie, Larousse 1071, Paris
  • 3/ D.Eribon, Entretien avec G.Dumezil, Gallimard,1987, Paris – s. 220
  • 4/ 6 / Evrensel Uygarlıkların Köken Kültürü, cilt 1A, Halûk Tarcan,  K.Mirşan)

Reklamlar