Etiketler

, , , , , ,

Eğitim Terimleri Sözlüğünde töre, ”Bir toplumda yürürlükte olan ve insanların tutumlarına yön veren görenek, inanç ve alışkanlıkların tümü”dür diye tanımlanır. Bu tanım oldukça eksik olmakla birlikte, sözlüklerde töreyi ifadeye en yakın tanımdır.Töre; inancıyla, yaşantısıyla, toplumsal yapısıyla, adetleriyleyazılı olmayan kuralların oluşturduğu bugünün ”sistem”karşılığı organize bir düzenin adıdır. Türklerde birey-birey ve birey-devlet işleri yazılı olmayan bu kurallara tabidir. Türkler töre kurallarını yazıya dökmeye gerek duymamışlardır. Kuralların yazıya dökülmesi ihtiyacı bireyin bireye, bireyin ve devletin birbirlerine güvenmediği ortamlarda gereklidir. Toplumsal bir yaşantı içinde kişi, doğduğundan itibaren bir kişiyi öldürmemesi, hırsızlık yapmaması, zina etmemesi (Türklerin tek eşli oldukları bilinmektedir); yalan söylememesi gerektiğini bilir. Bu saydığımız uyulması gerekli kurallar evrensel olarak yapılmaması gerekenlerdir. Eğer toplumdaki bireyler, bu evrensel kurallara uyarlarsa zaten bir sorun olmaz. Ancak bireyler bu evrensel kurallara uymazlarsa o zaman yazılı olmayan kurallar yani töre devreye girer. Töre gereği her bir suçun cezası bellidir. Ve kişi bu suçu işlemekle hangi cezayı alacağını da bilmektedir.

https://onturk.wordpress.com/2011/03/05/turk-toresi/

Kuralları yazıya dökmeye ihtiyaç duyulmamasının sebebi toplumda güvenin esas, güvensizliğin istisna olmasındandır. Toplumsal olarak ahlak çöküntüsü olan toplumlarda kuralların yazıya dökülmesi ve yazılı hukuk oluşturulması bir zorunluluktur. Ahlaksal çöküntü yaşayan toplumlarda bireyin bireye, devletin bireye güveni kalmamıştır. Herkes karşısındaki kişiden şüphe eder. Bu şüpheyi ortadan kaldırmak ve insanların kendisini güvende hissetmesini sağlamak için kurallar yazıya dökülür. Bir toplumda hukuk kuralları daha da dar manada söyler isek kanunlar ne kadar ayrıntılı ise o toplumda o derece güvensizlik ve ahlaksal bozukluk olduğundan bahsetmek gerekir. Yazılı kanun yapmak toplumsal gerekliliklerden ortaya çıkar. Bir toplumda bir hakkın suistimali ne kadar çok ne kadar yoğunsa toplumsal güvensizlik de o kadar yüksektir. Ve toplumsal güvensizlik ancak kanunların yazıya dökülmesi ile giderilebilir. İdeal bir toplumda, yani insanların birbirine güvendiği, ahlaksal çöküntünün olmadığı toplumlarda hukuk kurallarının yazıya dökülmesine de ihtiyaç yoktur. Bu anlamda sanıldığının aksine, töre ya da yazılı olmayan kuralların geçerli olduğu toplumlar, bugünkü yazılı kurallar olmadan yaşayamayan toplumlardan daha ileri bir seviyededir. Eski Türklerde yazılı kurallar bulunmayıp törenin geçerli olması bir eksiklik değil, aksine bir artıdır. Bu husus Türklerin ideal toplum anlayışına ne kadar da yakın bir yaşayış sürdükleri anlamına gelir.

Konuyu bir örnekle açmaya çalışalım. Bugün yaşadığımız toplumlar yazılı hukuk kuralları ile ayakta durabilmektedir. Bir günlüğüne tüm kanunları kaldıralım ve diyelim ki bir gün boyunca hangi suç işlenirse işlensin yaptırımı cezası olmayacak. Siz bunu fırsat bilip bir suç işlemeyebilirsiniz. Ancak başkalarının da bu suçları işlemeyeceğinden emin olabilir misiniz? Yani diğer insanlara güvenebilir misiniz? Güvenemezsiniz. Çünkü bizim yaşadığımız toplumlarda güvensizlik esastır, güven istisnadır. İşte güven olmadığı için de yazılı kanunlara ihtiyaç duyarız. Bu kanunlar bizim kendimizi güvende hissetmemize yardımcı olur. Ama eski Türk toplumlarında bu güven vardı ve yazılı kurallara ihtiyaç duyulmuyordu.

Hiç kimsede ya da hiçbir toplumda yok yere güven oluşmaz. Güvenin temelinde o toplumun inancı ve ahlaki değerleri yatar. Ancak sağlam bir inanç ve yüksek ahlaki özellikler bir toplumu oluşturan bireylere güven duygusu verebilir. Bireyin bireye, devletin bireye güvenmesi ancak o toplumu oluşturan bireylerin birbirlerinin sağlam inanç sahibi ve ahlak sahibi olmalarına güvenmelerinden geçer. Töre, içi boş kanunlar manzumesi değil, aksine inancıyla, ahlaki değerleriyle temeli sağlam bir yaşam biçimidir.

Orhun Yazıtlarında töreden şu şekilde bahsedilmektedir:

Beyleri de milleti de doğru imiş. Onun için ili öylece tutmuş tabii. İli tutup töreyi düzenlemiş.40

Çin kağanına ilini, töresini alıvermiş. İlli millet idim, ilim şimdi hani, kime ili kazanıyorum der imiş.41

Hepsi yedi yüz er olmuş. Yedi yüz er olup, ilsizleşmiş, kağansızlaşmış milleti, cariye olmuş, kul olmuş milleti, Türk töresini bırakmış milleti,ecdadımın töresince yaratmış, yetiştirmiş.42

Babam kağan öylece ili, töreyi kazanıp, uçup gitmiş.43

Yukarıdaki yazıtlarda da görüleceği üzere Türklerde ”töre = sistem”dir. İnancıyla, yaşantısıyla, toplumsal yapısıyla, adetleriyle töre, bir sistemi ifade eder. Orhun abidelerinde de ”töre”, ”sistem” karşılığı kullanılmış, ancak günümüzün her şeyi yazıya dökmeye alışkın insanı bu sistemi kavrayamamıştır. ”töreyi düzenlemiş = sistemi düzenlemiş”, ”töresini alıvermiş = sistemini bozmuş”, ”töresini kazanmak = sistemini kurmak” anlamlarındadır.

Eski Türklerde ”il”, devlet anlamındadır. ”Beyleri de milleti de doğru imiş”, eğer beyler de millet de doğru olursa, güven esas olur; güven esas olursa toplum düzene girer asayiş sağlanır. Töre de bu sayede işlerlik kazanır. Burada M.Ö 500 yıllarına ait Bilge Kağan Yazıtında ecdattan yani atalardan bahsedilmesi Türk töresinin çok köklü ve eski olduğunu, Türk ulusunun düzeninin eskiden beri töre ile sağlandığını göstermektedir. Türklerde töre sulh (barış) üzeredir.

Türklerin dikkat çekici ahlaki bir özelliği de ”utangaç” bir millet oluşudur. Yerli (kitabeler) ve Çin (Shi-ki, Ts’ien Han-Shu, Sui-Shu) ve Bizans (Priskos, Menandros, Tactica’lar), Latin (Marcellinus) vb. Yabancı kaynaklara göre Türkler savaş meydanında değil, rahat döşekte ölmekten, hatta ihtiyarlayıp hastalanmaktan utanırlardı. Esir olmak, köle durumuna düşmek, kadınlarının düşman eline geçmesi büyük utanç kaynağı idi. Şatafat içinde yaşamaktan, böbürlenmekten, başarıları dolayısile öğünmekten ve öğülmekten; verdikleri sözü yerine getirememekten, yalan söylemekten utanırlardı. Utanma hissi, Antik-çağ düşüncesine dayalı Batılı anlayışındaki gibi ruhi bir zaaf değil, insana daima kendini kontrol etme imkanını sağlayan psikolojik bir mekanizmadır. Eski Yunan telakkisinde yalancılık, hırsızlık mubah görülmüş, haksızlık yapmak bir kudret belirtisi ve cesaret, ”fazilet”lerin başı kabul edilmiş, fakat insanda utanma denilen bir ruhi prensibin mevcudiyeti hatıra getirilmemiş idi. Buna karşılık eski Türk ahlakında, cesaret yanında ve belki ondan da üstün olmak üzere, kötülükten koruyucu, başkalarını aldatmaktan, vicdanın yerini kurnazlığa terk etmekten alıkoyucu ve insana namuslu, vakarlı bir hayat düzeni bağışlayıcı ”utanma” duygusu en büyük fazilet sayılmıştır. Bu ahlaki özellikleri dolayısile Türkler hakka saygılı, doğruya hürmetkar olmuşlar ve meşru devlet idaresine bağlılıkları ile uzun ve çok meşakkatli göç hareketlerinde bile bozulmayan töre (kanun)’nin disiplin anlayışı içinde ”nizamcı” bir cemiyet teşkil etmişlerdir.

Prof.Dr.İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Yayınları 2007, sf.347-348.

40.Prof.Dr.Muharrem Ergin, Orhun Abide., Boğaziçi Y. 2008, Bilge Kağan Doğu 4.

41.Prof.Dr.Muharrem Ergin, Orhun Abide., Boğaziçi Y. 2008, Bilge Kağan Doğu 8.

42.Prof.Dr.Muharrem Ergin, Orhun Abide., Boğaziçi Y. 2008, Bilge Kağan Doğu 11-12.

43.Prof.Dr.Muharrem Ergin, Orhun Abide., Boğaziçi Y. 2008, Bilge Kağan Doğu 13.

Reklamlar